11.4.16

din

tom robbins

dünyada dökülen kanlar çoğunlukla dinsel kavgaların sonucudur.

insanların çektiği acıların en büyük kaynağı dindir. din sadece kitlelerin afyonu değil, siyanürüdür de.

din yalnızca bölen ve zulmeden değil, insanlarda tanrısal ne varsa inkar eden bir şeydir aynı zamanda; ruhun boğulmasıdır.

eğer tanrı yahut ülke adına işleniyorsa, ne kadar iğrenç olursa olsun, kamuoyunun bağışlamayacağı hiçbir suç yoktur.

ruh, sıcak ve ağırlığa sahip bir şeydir. tinse soğuktur, soyut ve kopuktur. ruh, dünyaya ve dünyanın sularına bağlıdır. tinse göğe ve göğün gazlarına bağlıdır. gazlardan ateş çıkar. ateş gücü yani. bütün siyasetlerin doğal uzantısının savaş olduğu görülür. din bir kez siyasallaştı mı, onun faaliyetinin de er ya da geç savaşa yol açacağı söylenebilir. "savaş cehennemdir." bu yüzden, dinsel inanç bizi dosdoğru cehenneme gönderir. tarih, hiçbir tereddüde yer bırakmayacak şekilde doğrular bu görüşü. modern dinlerin her biri tanrının kendilerini, sadece kendilerini tuttuğunu söyleyerek övünür ve bunlara bağlananlar da bu dinlerin arsız iddialarını desteklemek için ölmeye yahut öldürmeye oldukça hazırdırlar.

cehennem her şeyden korkmaktır. cennetse korkmayı reddetmektir.

din, kurumlaşmış mistisizmden başka bir şey değildir. bu işteki bityeniğiyse şudur: mistisizm, kurumlaşmaya hiç elverişli değildir. mistisizmi örgütlemeye çalıştığımız anda onun özünü yok ederiz. öyleyse din, mistikliğin yok edildiği yahut en aza indirgendiği mistisizmdir.

organize din, insanların ikinci el fikirler dışında bir şey düşünmelerine engel olur. onları ikinci el bir hayata mahkum eder. dinin totaliter politikalarla ortak yönü budur. nazi almanyası, engizisyon, stalinizm, haçlılar, gerçeğin yerini kişilerin almasına göz yumulduğunda bunlar olmuştur işte.

iyiyle kötüye ilişkin mutlak standartları savunan herkes tehlikelidir. elinde dolu bir tabanca bulunan bir manyak kadar tehlikelidir. aslında, iyiyle kötüye ilişkin mutlak standartları savunan kişi, genel olarak, eli tabancalı manyağın ta kendisidir.

ırk, din ya da kişisel ilim irfan düzeyleri ne olursa olsun, hiç kimsenin ölümden sonra bir yaşamın var olup olmadığını bilmediği herkes için apaçık bir gerçektir.

toplumlar ancak, doğaüstü bir öteki dünyaya inanmaya ikna edildiği sürece baskı altında tutulabilir ve denetlenebilir. insanlar, sonunda bu dünyadan kurtulup gökteki, cankurtaranların gereksiz olacağı ve havuzların hiç kapanmayacağı bir tatil köyüne gideceklerine inanırlarsa her türlü zorbalığa, yoksulluğa ve kötü muameleye katlanabilirler. üstelik inançlı insanlar genellikle hükümetlerinin gireceği her türlü askeri macerada postlarını deldirmeye gönüllüdür.

güçlenmesine seyirci kalırsan dindarca dogmalar büyüyü daima kovar.

öteki dünya kavramı kitleleri yönetilebilir kılarken, efendilerini de yıkıcı kılar. yaşamın, daha değerli ve sahici bir öteki dünya için bir sınavdan başka bir şey olmadığına inanmış bir dünya lideri, bir nükleer katliam başlatma riskine girerken daha az tereddüt edecektir. kudüs'ten kalkacak bir sonraki uçağa vasıl olmanın vecdini bekleyen bir siyasetçi ya da bir şirket yöneticisi, okyanusları kirletmeyi yahut ormanları yok etmeyi pek fazla dert etmeyecektir. niçin etsin ki?

öteki dünyadaki yaşamı vurgulamak, yaşamı inkar etmektir. kafayı cennete takmak, cehennemi yaratmaktır.

bir din kurmak, bir dilek kuyusuna para atmanın ya da bir köprüden tükürmenin karmaşık bir versiyonudur. insanlarda, boşlukları doldurmak istemek gibi, doğalarından gelen batıl bir dürtü var.

küçükken verilmiş olan din eğitimi bir tür çocuk istismarıdır.