3.4.16

bir ulus nedir?

ernest renan

bir ulusal hukuku hangi ölçüt üzerinde kurmalıyız? hangi işaretle onu tanıyacağız? elle tutulur hangi olaya dayandıracağız?

birçoğu kendinden emin olarak ırka, diyeceklerdir. saf bir ırkın olmadığı gerçeğinin ışığında politikayı etnik incelemeye dayandırmak, onu bir düşleme dayandırmak demektir. en soylu ülkeler olan ingiltere, fransa ve italya kanın en karışık olduğu ülkelerdir. almanya bu konuda istisna mıdır? saf germen olan bir ülke midir? ne yanılgı! tüm güney galyalıdır. tüm doğu elbe'den itibaren slav'dır. kökende temel olan ırk olgusu her zaman önemini yitirerek varlığını sürdürür. insanın tarihi zoolojiden öz olarak farklıdır. kemirgenlerde veya kedilerde olduğu gibi ırk insanda her şey değildir ve insanların kafataslarını elleme ve daha sonra "sen bizim kanımızdansın; bize aitsin!" diyerek onları sıkıştırma hakkı yoktur.

ırk hakkında söylediğimiz şeyi dil hakkında da söylemeliyiz. dil birleşmeye çağırır; ama buna zorlamaz. abd ve ingiltere, ispanyol amerikası ve ispanya aynı dilleri konuşuyorlar ama tek bir ulusu oluşturmuyorlar. aksine isviçre, farklı bölümlerinin rızasıyla oluştuğu için üç veya dört dile sahiptir. insanda dilin üstünde bir şey vardır, bu da istençtir. dillerin çeşitliliğine rağmen isviçre'nin birleşme istenci, çoğu zaman aşağılanmalar sonucu elde edilen dil benzerliğinden çok daha önemli bir olaydır. dillere verilen politik önem, onlara ırkların belirtileri olarak bakılmasından kaynaklanmaktadır. hiçbir şey bu kadar yanlış olamaz. diller, onları konuşanların kanı üzerinde çok az şey söyleyen ve her durumda, yaşam ve ölüm için bağlanılan aileyi belirlemek söz konusu olduğu zaman insan özgürlüğünü susturamayan tarihsel oluşumlardır.

din de modern bir ulusallığın kuruluşu için yeterli bir temel oluşturamaz. din kökeninde, toplumsal grubun varlığına bağlıdır. günümüzde, durum tamamen açıktır. tek biçim inanışa sahip kitleler artık yoktur. her birey, yapabildiği ve istediği biçimde kendine göre inanmakta ve inancını uygulamaktadır. artık devlet dini yoktur; katolik, protestan, musevi, dinsiz olarak fransız, ingiliz, alman olunabilir. din, kişisel bir şey haline gelmiştir; herkesin bilinci ile ilgilidir.

coğrafyanın, doğal sınırlar olarak adlandırılan şeyin, kuşkusuz ulusların ayrımında önemli bir payı vardır. coğrafya, tarihin temel faktörlerinden biridir. bununla birlikte bazılarının inandığı gibi, bir ulusun sınırlarının haritada çizildiğini ve bu ulusun, bazı sınırları yuvarlaklaştırmak için, "a priori" bir tür sınırlayıcı yeti atfedilen bir doğa, bir nehre ulaşmak için zorunlu olan şeyi zapt etmek hakkına sahip olduğunu söyleyebilir miyiz? bundan daha keyfi ve kötü bir doktrin bilmiyorum. bununla tüm şiddet eylemleri meşrulaştırılıyor. ve öncelikle, bu sözde doğal sınırları oluşturanlar dağlar veya nehirler midir? dağların bölgeleri ayırdığı tartışılmaz bir olgudur; ama nehirler daha çok birleştiriyorlar. ve üstelik dağların hepsi devletleri birbirinden ayıramaz. hayır, ne toprak ne de ırk bir ulusu oluşturamaz. toprak, çalışma ve savaşım alanını verir; insan, ruhu verir.

bir ulus bir ruhtur, tinsel bir ilkedir. aslında tek bir şeyi oluşturan iki şey bu ruhu, bu tinsel ilkeyi inşa eder. biri geçmişte, diğeri şimdidedir. biri, anıların zengin bir mirasının ortak mülkiyetidir; diğeri, şimdiki onaydır, birlikte yaşama isteğidir, bölünmez bir biçimde alınmış mirası değerlendirmeyi sürdürme istencidir. insan hemen oluşmamaktadır. ulus birey gibi, çabaların, özverilerin ve adamaların uzun bir geçmişinin ulaştığı noktadır. ataların dini hepsinden daha meşruydu; atalarımız bizi olduğumuz gibi bırakmıştır. büyük insanların, onurun kahramansal bir geçmişi, işte ulusal bir fikrin oturduğu istence sahip olmak; birlikte büyük şeyler yapmış olmak, daha fazlasını yapmak istemek, işte bir halk olmak için temel koşullar. kabul edilen özveriler ve çekilen acılar oranında sevilir. inşa edilen ve sonraki nesillere bırakılan ev sevilir. ıspartalıların şarkısı: "sizin daha önce olduğunuz şeyiz; şimdi olduğunuz şey olacağız." yalınlığı içinde her vatanın kısa ezgisidir.

geçmişte, paylaşılmış gurur ve özlemler, gelecekte gerçekleştirilecek ortak bir program, birlikte acı çekmiş, eğlenmiş, umut etmiş olmak, işte stratejik düşüncelere uygun sınırlardan ve ortak gümrük kapılarından daha geçerli şeyler, işte ırk ve dil farklılıklarına rağmen anlaşılan şeyler. biraz önce "birlikte acı çekmiş olmak" demiştim; evet acı, sevinçten daha iyi birleştiriyor. aslında ulusal anılar, matemler zaferlerden daha geçerliler; çünkü görevleri dayatıyorlar; birlikte çaba gösterilmesini emrediyorlar.

o halde bir ulus, yapılmış ve hala yapılmaya hazır olunan özveri duygusu tarafından oluşturulmuş büyük bir dayanışmadır. bir geçmişin varlığını varsayar; buna rağmen şimdideki elle tutulur bir olayla özetlenir. ortak yaşamı sürdürmek için açıkça ifade edilmiş istek, onay. bir ulusun var oluşu, bireyin var oluşunun yaşamın sürekli bir onayı olması gibi, bütün günlerin bir plebisitidir.