16.4.16

başka dünyalar

nadine gordimer

eğer sen denizdeki bir balık ya da ormandaki bir aslan gibi kendi işlevlerine eksiksiz uyum sağlayan sağlam bir insansan, başka hiç kimseye değer vermezsin.

nedense, turist broşürlerindeki ülke hep bir başka yerdedir; istenilen şeyin sıkıcı bir soyutlanması; öyle ki, güzellikleri gerçeğin kirli parmak izleriyle kirleten, karıncalar, kötü kokular ve boş coca-cola şişeleriyle hep dolu olan bu gezegende, neyse ki böyle bir ülke yoktur.

yeni bir ülkeye vardığınızda genellikle kendinizi bir otelde bulursunuz ve görürsünüz ki bu oteller hemen her yerde aynı özelliklere sahiptir; derken hiç olmazsa başlangıçta memleketinizdeki dostlarınızca önerilmiş kişilerle tanışırsınız ve yine görürsünüz ki, her yerde insanlar aynıdır.

insanları bir araya toplayan yerler öyle az ki; onlara sunulan her yeni toplanma yerine dişi bir köpeğin ardından koşan erkek köpekler gibi saldırırlar.

bir partinin savaş alanıyla ortak bir yanı vardır; öyle ki, içindeyseniz, ona aitseniz bütünü göremezsiniz. biriyle baş başa ya da küçük bir grup içinde içip konuşurken sizin partiniz odur. ancak eğer bir yabancıysanız, kimseyi tanımıyorsanız, özel bir arkadaş çevresine çekilmediyseniz, akşamın başlangıcında öyle bir zaman olur ki, partinin oluşumunu, koltuğundan stratejiyi yapan birinin savaşı gördüğü gibi görmeye başlarsınız; açık seçik, düzenli ve bütün olarak.

otomobil konusu pek çok erkeğin söyleşi ateşinin üzerindeki parafin gibidir.

ben hep iki tür insan olduğunu düşünmüşümdür: toplumsal yaşamı olanlar ve özel yaşamı olanlar. toplumsal yaşamı olanlar, toplumun ortak yazgısıyla ilgilenirler; özel yaşamı olanlar ise tek bir ferdin yazgısıyla. toplumcu insanlar, içlerinden gelen baskılara hep karşılık vermişlerdir. kendi bilinçlerine, diğerlerine karşı olan sorumluluk duygularına, hırslarına vb. duygularına; ancak, bu duyguların saklı ve zayıf olduğu, farklı olarak yönlendirildiği özel yaşamı olan insanlar, dışarıdan gelen baskı çok güçlü olmadıkça, yalnızca kendi yollarına gidebilirler. işte bu dayanılmaz bir şey.

arkadaşlıklarının farklı aşamalarında birbirine yeterince yakın görünen iki insan arasındaki ilk sevişme, doğallıktan ne kadar da uzaktır! her ikisi de karanlıkta birbirinde, daha önce yemek masasında hiç görünmemiş, sokakta hiç gazete almamış ya da politik bir tartışma yapmak için kendine doğru hiç uzanmamış gizli bir yaratık bulur.

bilim insanları için en büyük gerçek, reçetesine şiddetle karşı çıkan iyileştiremediği hastasında yatmalı; bir sanatçı içinse hiç kimsenin onun özel görüşünü onaylamayacağını kabul etmesinde. gerçek yaşam budur; herkes için kendi durumunun gerektirdiği isteklerdir.

kadınlarla ilgili duyguları söz konusu olduğu sürece, insanın kendini açıklamaya çalışmasının bir yararı olmadığını sanıyorum. insan, duygularının nasıl olması gerektiğini, kurallarını düşündüğünde olayın bütün gizemliliği etkilenir, üstelik bozulabilir; ancak zorlananı kimi vakit gülünç duruma düşüren şeyin yaşlı adem'in kendi kuralının olduğu gerçeği kalır geriye. basit, aptalca ya da kaba bir davranışta bulunursunuz, kendinizi iyi duyarsınız. hepsi bu. kendinizi haklı ve huzurlu duyarsanız, nedeni artık sizi rahatsız edemez.