14.3.16

şairin romanı

murathan mungan

öğrenmenin hazzı olmadan insan tamamlanmaz. çevremizdeki birçok insanın yarım kalması bu yüzdendir.

güven, kazanılan bir şey değil, inşa edilen bir şeydir.

sadece erdem sahibi olmak yetmez; erdeminde ustalaşmak gerekir.

neden herkes hayatta gerçeğin peşinde sanır kendini? hakikat her zaman yarayışlı bir şey değildir. aklınızda, ruhunuzda hakikati ağırlayabilecek yeriniz yoksa, onu davet etmemelisiniz.

bazı mevsimler bir günde gelir.

sıradanlık görülür olmaya başladığında acı verir.

katiller sıradan insanlardır. sıradanlık ürkütücüdür. büyük canavarlar orada saklanır.

kimse sandığı kadar dayanıklı değildir. herkes bir gün incitilir.

"mezarı dorukta olanların ziyaretçisi az olur."

bir beraberliği sürdürebilmek için aşktan fazlası gerekir.

en büyük çaresizlik varoluştur. niye var olduğunu anlamadan var olursun çünkü.

yerkürede iyilik ve kötülük, şiir ve cinayet hep bir arada olagelmiştir. onca yıl şiirle, erdemle, bilgelikle, güzellikle, emek ve zahmetle büyüttüğünüz birileri, günün birinde kötülüğün sinsi karanlığından çıkıveren başka birilerinin darbesiyle öldürülüverir. onca şiir, erdem, bilgelik, güzellik bir anda ölüverir.

savaş, bizi kim olduğumuzu bilmediğimiz insanlar haline getirir.

bazen bir şeyi görmek için harcadığımız dikkat, o şeyi sahiden görmemizi engeller.

satranç oyuncularının zihnin derinliklerine çekilen kendilerine özgü gizemli bir suskunlukları vardır. hatta gündelik yaşamlarında rastgele anlardaki suskunlukları bile sıradan bir dalgınlıktan çok, gizem barındıran bu satranç sessizliğinden beslenir.

hırslarımıza hakim olmak konusunda bizi iki şey eğitir: yaş ve yenilgi. ama bunların gene de herkese değil, öğrenmeye açık insanlara yararı vardır.

her çeşit özgürlüğün sahibi için ağrılı bir baş dönmesi zamanı vardır.

geleceğimizi yapan şey, yazgımızdan, bize tanınan olanaklardan, karşımıza çıkan fırsatlardan çok, ruhumuzun şiiridir. bizde olan bir şeydir.

sis havanın şiiridir.

savaşçılarla, çapulcuları ayıran kadınların, çocukların kanıdır unutma! insanı insandan kan ayırır.

kadınlar arasındaki aşkta bir erkeğin hiçbir zaman anlayamayacağı şeyler vardır.

öteden beri, geçmişte çok kan dökülen yerlerin uygarlığın beşiği olduğu söylenir. insanın beşiğinde kan vardır. kan kaynayan topraklarda büyür geleceğin uygarlıkları. kanın gücüdür bu. her dökülen kan bir gün dönüp geri gelir.

her şey bir gün aslına döner.

insanın içinde ağlama isteği uyandıran güzellikler, ister tabiatın armağanı olsun, ister insan elinden çıkma sanat eserleri, aynıdır. insanın içini sevinçle yıkayan her güzellik ağlatır. yeter ki gözleriniz hak edilmiş güzelliklere ağlamayı bilsin.

suyun gözleri yoktur, su bütün varlığıyla görür.

insanın kaderi, karakteridir.

zeki, akıllı, hırslı insanların başarısızlıklarında günün birinde mutlaka kötülüğe açılan bir kapı vardır. iyilerin işi her zaman daha kolay olmuştur. unutmayı bilirler çünkü, üzerinden atlamayı, kayıtsız kalmayı, gerisini hayata bırakmayı, omuz silkip kendi yollarına devam etmeyi, gerektiğinde bağışlamayı.. başkalarının kötülüğüyle mücadele etmek kolaydır; asıl zor olan insanın kendi içindeki kötülükle başetmesidir.

bilinci artan kişinin kaderi de artar.

hayatta en zor, en katlanılmaz şey insanın kendisi olmasıydı. yalnızca kendisi. sıradan, yavan, tanıdık, sıkıcı kendisi!

bazı insanlar meşe ağacı gibidirler; eğilip bükülmezler, sadece kırılırlar.