8.2.16

kumların kadını

abe kobo

bilinmemek var olmamakla eşdeğerdir; olduğu yerde çürüyen bir mücevher gibi.

yirmi yaşındaki erkekler düşüncelerle tahrik olurlar. kırk yaşındaki erkekler ise derilerinin yüzeyiyle tahriki hisseder. fakat otuz yaşındaki bir erkek için en tehlikeli şey bir kadının siluet haline gelmesidir.


yalnızlık, hayal peşinde koşup da doyurulmamış susuzluktur.


yaşam sadece önemli olaylardan ibaret olsa, gelişigüzel el sürülemeyecek, narin bir sırça köşk olur. ancak gündelik yaşam tam da gazete başlıklarındaki gibidir. bu yüzden herkes, anlamsız olduğunu bile bile, pergelin ucunu kendi evine yerleştirerek ilgi alanını çizer.


insanın gözünü alan bir güneşle süslenmiş yaz, eninde sonunda romanlarda ya da filmlerde olan bir şeydir. gerçekte olansa, mürekkep kokan gazetenin siyaset sayfasını altına serip uzanmış kendi halindeki sıradan halkın pazar günüdür.


yaşamın anlamını sakatlayan bir eğitim sistemi hakkında ciddi şüphelerim var. olmayan bir şeyin var olduğuna inandırmaya çalışan ütopya eğitimi.


yazar olmak istemek, kukla oynatıcısı olup kendini kuklalardan ayırmayı amaçlayan bir egoizmden başka bir şey değildir.


medeniyet düzeyi yüksekliğinin, insanların derilerinin temizliği ile doğru orantılı olduğunu söyleyenler vardır. eğer insanlarda ruh varsa büyük olasılıkla deride gizlidir.


nişan ya da rozet sahibi olma isteği, insanın inanamadığı rüyayı görmeye başladığı zamanlarda doğar.


her nasılsa çoğu kadın, bacaklarını aralamak için, melodramlarda olduğu gibi, karşısındakine kendi değerini belirtmesi gerektiğini sanır. fakat neredeyse zavallılığa kaçan bu masum yanılgı, aslında kadınları tek yönlü bir ruhsal tacizin kurbanları haline getiren en önemli etkendir.


sabır yenilgi değildir. aksine, sabretmek yenilgi olarak algılandığında yenilgi başlar.