12.1.16

yeni toplum görüşü

robert owen

en iyi yönetilen devlet, en iyi ulusal eğitim sistemine sahip olan devlettir.

yönetenler de yönetilenler de içinde olmak üzere, en fazla sayıda kişiye pratikte en büyük mutluluğu veren hükümet, en iyi hükümettir.

insan koşulların yarattığı bir varlıktır.

suçu önlemek, onu cezalandırmaktan, karşılaştırılamayacak ölçüde daha iyidir. dolayısıyla, cehaleti ve bunun sonucunda suçu önleyecek bir hükümet sistemi, cehaleti teşvik ederek suç için bir zorunluluk yaratıp sonra da bunların her ikisini cezalandıran bir sistemden sonsuz derecede daha üstündür.

insan karakterinde suça yol açan koşulları ortadan kaldırın, suç da ortadan kalkacaktır.

en iyisinden en kötüsüne, en cahilinden en aydınlanmışına kadar her türlü genel karakter, beşeri olaylar üzerinde etkisi olanların büyük ölçüde ellerinde tuttukları ve kontrol altında bulundurdukları uygun araçların kullanılmasıyla, herhangi bir topluluğa, hatta bütün dünyaya kazandırılabilir.

yoksulluk, suç ve ceza, bütün dünyada hüküm süren çeşitli sistemlerdeki kusurlardan kaynaklanır. hepsi de cehaletin kaçınılmaz sonucudur.

gerçek, sonunda yanlışı yenecektir.

herhangi bir ülkede yanlış adetler hüküm sürerken, herhangi bir bireyin bunların yanlışlığı konusunda topluluğu ikna etmeden önce söz konusu adetlere karşı saldırıya geçmesi, insan doğası hakkındaki bilgisizliğinin kanıtıdır.

gerçekten, şimdiye kadar, bütün çağlarda ve bütün ülkelerde, insanoğlu körcesine kendi mutluluğuna ihanet etmiş ve kopernik ile galile'den önce güneş sistemi hakkında ne kadar cahilse, kendi hakkında da o kadar cahil kalmış gibidir.

bugüne kadar öğretilen bütün sistemlerin temel ilkelerinden biri şu olmuştur: "o sistemin doktrinlerine inananlar erdem kazanacak ve ebediyen ödüllendirileceklerdir; bunlara inanmayanlarsa ebediyen cezalandırılacaklardır; yaşadıkları zaman ve koşullar dolayısıyla o sistemin ilkelerini öğrenmemiş sayısız insan, ebediyen mutsuzluğa mahkumdur."

devlet piyangosunun dayandığı kanun kumarı meşrulaştırmakta, gafilleri tuzağa düşürmekte, cahilleri soymaktadır.

insanın iradesinin kendi kanıları üzerinde hiçbir gücü yoktur; insan her zaman ve kaçınılmaz olarak, önceki nesillerin ve kendisini çevreleyen koşulların zihnine soktuğu şeylere inanmıştır ve inanacaktır.

bütün insanlar, doğumlarından itibaren, onları çevreleyen koşullar tarafından akıl dışı ve bulundukları yerle sınırlı canlılar olmaya zorlanmış ve bunun sonucunda, gerçeklerle taban tabana zıt verilerle düşünüp davranmaya ve tabii ki hem kendi mutluluklarına hem de insanlığın mutluluğuna zarar veren yolları izlemeye mecbur olmuşlardır.

uygarlıkta ilerleme ve genel bir iyileşme, ancak insan doğasını etkileyen koşulların bilimi ve bu koşulları kolayca kontrol edebilmeyi sağlayacak araçların bilgisi sayesinde başarılabilecek bir şeydir.

insanlar, işlerini savaş olmadan yürütmelerini sağlayacak ilkeleri keşfedip uygulamaya koymadıkça, akılcı varlıklar olarak adlandırılamazlar.

her zaman koyu bir karanlığın hüküm sürdüğü bir yerde aniden güçlü bir ışığın parlaması, gelişmemiş görme gücünü mahvedebilir. en yararlı gerçekler bile, yüzyıllık ön yargılara karşı durdukları zaman, akılları doğumlarından beri bir hatalar labirentinde dolanıp duran insanlara yeterli ihtimamla sunulmadığı takdirde, akılcılığın zayıf tohumlarını aynı şekilde mahvedecek ve cehalet ile ıstırap bilgi ve mutluluğa baskın gelmeyi sürdürecektir.

dünyanın geçmiş çağları bize sadece insanın akıl dışılığının tarihini sunmaktadır; oysa artık biz aklın şafağına ve insan zihninin yeniden doğacağı bir döneme doğru ilerliyoruz.