6.1.16

entelektüellerin sorumluluğu

noam chomsky

her durumda sabah kalktığınızda yaptığınız şeyleri yapmanızı sağlayan şey nedir?

entelektüel işçiler olarak adlandırılan, yani elleri ile değil zihinleri ile çalışan insanların birçoğu katiplikten ibaret olan işlerle uğraşmaktadır. örneğin akademik faaliyetlerin önemli bir kısmı esasen bir çeşit katiplik işidir.

çoğumuzun faaliyetlerinin önemli bir kısmı tekdüzedir, dikkatli bir düşünme sonunda ulaşılmış değildir, bizi gerçekten ilgilendiren problemlere yönelik değildir ve daha derin bir kavrayış geliştirmeye yönelik çabalar ve hatta fırsatlar üzerine bile kurulmuş değildir.

farz edelim üniversitede okuyan veya gazeteciliğe başlamış, hatta ve hatta dördüncü sınıf öğrencisi genç bir insansınız ve fazla bağımsız bir zihniniz var; yani sorumluluğunuzu yerine getirmeye başladınız. sizi bu hatadan saptıracak, eğer denetim altına alınamıyorsanız marjinalleştirecek ve bertaraf edecek çok çeşitli yöntemler vardır. dördüncü sınıfta davranış problemleri olan biri olarak görülürsünüz. üniversitede sorumsuz ve yoldan çıkmış biri olarak görülür ya da iyi bir öğrenci sayılmazsınız. eğer öğretim üyesi olmayı becerebilirseniz "meslektaşlık" denen şeyi, yani meslektaşlarınızla uyuşmayı başaramayan biri olarak görülürsünüz. eğer genç bir gazeteci iseniz ve sizin üstünüzde yönetim seviyesinde insanların, üstü kapalı ya da açık olarak, peşine düşülmemesi gerektiğini düşündükleri bir hikayenin peşinde koşuyorsanız, karakola yollanıp bu işi etraflıca düşünmediğiniz ve uygun tarafsızlık standartlarına sahip olmadığınız vs. türünden nasihatler alabilirsiniz. çeşitli yöntemler vardır. özgür bir toplumda yaşıyoruz; dolayısıyla gaz odalarına yollanmazsınız. ya da birçok ülkede olduğu gibi ardınızdan ölüm mangaları yollanmaz. bunu görmek için çok uzağa gitmenize gerek yok, mesela meksika'ya gitmek yeter. ancak yine de, doktriner doğruluğun ciddi bir şekilde ihlal edilmemesini sağlayacak oldukça başarılı yöntemler vardır.

insanların her zaman seçenekleri vardır.

size bir zamanlar harvard hukuk fakültesi'ne gelen ve bir süre burada kalan siyahi hakları savunucusundan duyduğum bir hikayeyi anlatayım. bir keresinde bir konuşma yapmış ve gençlerin uzun saçları, sırt çantaları, toplumsal idealleri, kamu hizmetleri ve adalet alanında çalışarak dünyayı değiştirmek yolundaki fikirleri ile harvard hukuk fakültesi'ne geldiklerini söylemişti. bu ilk sene. nisan ayında yaz stajları için wall street şirketlerinden personel alım memurlarının geldiğini söylemişti. rahat bir yaz işi bul ve bir sürü para kazan. dolayısıyla öğrenci şöyle düşünür: ne olur ki? bir günlüğüne tıraş olurum, bir ceket giyerim bir de kravat takarım. bu paraya ihtiyacım var, öyleyse neden almayayım? bir günlüğüne bir ceket giyerler, bir de kravat takarlar ve yaz işine girerler. yazın giderler, sonbaharda geldiklerinde ceket ve kravat kalmıştır, itaatkarlık gelişmiş ve ideolojide kayma olmuştur.

diyelim ki ölüm döşeğindesiniz. kaç kişi geriye dönüp baktığında, bir kişinin dahi öldürülmesini engellemekte katkım oldu diyebilir?

bir kurumun belli bir iktidar yapısı vardır. belli kaynakları vardır. bir otorite yapısı vardır. belli yollarla toplumun geneline uyum sağlar ve bu yolların dışına çıkmaya çalışırsa altı oyulur ve yok edilir. eğer general motors, yardımsever bir kuruluş olmaya ve en düşük fiyattan iyi arabalar üretmeye ve bunu da en iyi çalışma koşulları ile yapmaya karar verirse yarın iflas eder. aynısını yapmayan başka bir şirket onun altını oyar. kurumların belli bir çerçeve içinde belli bir işleyişe sahip olmalarının belli nedenleri vardır. örneğin clinton'ın bir rüyada, gerçekten de britanya işçi partisi'nin düşündüğü gibi toplumsal bir devrim gerçekleştirecek bir devrimci gibi davranmaya başladığını varsayalım. anında tahvil fiyatları biraz düşmeye başlayacaktır. faizler tırmanacaktır. ekonomi çökmeye başlayacaktır ve bu da bu politik programın sonudur. olayların içinde geliştiği belli çerçeveler vardır.

diyelim ki devreye girdiğinde dünyayı havaya uçuracak bir kıyamet makinesi var. bunun nasıl durdurulacağını bilen tek kişi var; ama bunu bize söylemiyor. ondan bu bilgiyi almanın tek yolu ona işkence yapmak. bu şartlar altında işkence kabul edilebilir mi? siz de "bu şartlar altında evet" dersiniz. iyi ama bu durumda işkenceye karşı değilsiniz! burada "kaygan zemin argümanı" dediğimiz bir şeyin içinde bulursunuz kendinizi.

insanların hiçbir şeyin yapılamayacağını düşündüğü toplumlarda doğaüstü şeylere bel bağlarsınız.

insanları yalıtılmış bir durumda tutun; böylece her şeye inanmalarını sağlayabilirsiniz. insanlar da yalıtılmış durumdadır. televizyonun önünde mıhlanıp kalmışlardır. hiçbir örgütlülükleri yoktur. sendikalardan kurtulmanın bu kadar hararetli bir şekilde istenmesinin ardında yatan neden budur: sendikalar sıradan insanların bir araya geldikleri doğal yollardan biridir -ama yine de tek yol değildir. öyleyse bunları yok etmeniz lazım.

birileri azıcık sistemin dışına çıktığında hemen kutularına geri konulur; çünkü birer hizmetçidirler. gerçek iktidar başka bir yerdedir.