28.12.15

mountolive

lawrence durrell

yazar, insan denen hayvanların en yalnızıdır.

insan deneyimlerinin en zengini anlatım olanakları bakımından en sınırlısıdır da. sözcükler her şeyi öldürdükleri gibi aşkı da öldürür.

bütün büyük kitaplar acıma duygusunun içinde yapılmış bir gezintidir.

bir sanatçı öteki insan kardeşleriyle tek doyurucu ilişkiyi yapıtı aracılığıyla kurabilir; çünkü o gerçek dostlarını ölüler ve doğmamış olanlar arasında bulmaya çalışır. işte bu yüzden politikayla uğraşmaz, politika onun işi değildir. dikkatini siyasetlerden çok değerlere çevirmelidir.

gerçek aşkın tuhaflıkları bitmek bilmez.

mutluluk etkimeyle uyandırılabilecek bir şey değildir. bir bıldırcını ya da yorgun kanatlı bir kızı bekler gibi onu bekler, pusuya düşürürsün. sanatla ustalık arasında değişmez bir uçurum vardır.

insan eski saflığına kavuşmak için yazar.

kadınlar aslında sadıktır; yalnızca başka kadınları aldatırlar.

sanatçı için sanat diye bir şey yoktur; sanat yalnızca eleştirmenler, ön beyinde düşünenler için vardır. sanatçı olsun, toplum olsun bir sismograf gibi hiçbir mantıklı açıklaması olmayan elektromanyetik bir yüklemeyi kaydeder. insan doğru ya da yanlış, başarılı ya da başarısız, bu tür bir iletinin rastgele sürdüğünü bilir. ama onları ögelerine ayırmak, burun üstü yere çakmak insanı hiçbir yere götürmez.

bir aziz bile bütün kusurlarının günahını boynunda taşıyarak ölür.

gençlik umutsuzluk yaşıdır.

gerçek öylesine acıdır ki, onun bilgisine varmak bir tür rahatlama hissi verir insana.

insanlar bir gün olayların gerçekten olmasını sağlayabilecek kişinin sanatçıdan başkası olmadığını; bu yüzden toplumun onun üzerine oturtulması gerektiğini anlayacaklar.