20.12.15

içimizdeki zalim

emre kongar

bir ülkenin cezaevleri hüküm giymemiş tutuklularla doluysa o ülkede zulüm egemen olmuş demektir.

iktidardaki bütün zalimlerin ortak bir yanılgısı vardır: hiç iktidardan gitmeyecekmiş gibi, hiç ölmeyecekmiş gibi zulüm yaparlar.

insanoğlu tüm cinayetlerini, ne yazık ki yine insanlık ya da bir grup insan adına işler. barbarlığa, vahşete giden yol; din, ahlak, milliyetçilik, insanlık, hürriyet gibi soyut ve süslü terimlerle bezenmiş bir yoldur. cinayetler bu "üstün idealler" uğruna işlenir ve işletilir. böyle soyut ideallerin ardına çoğu zaman bilinçsiz kitleler de alınır.

doğada iyi ya da kötü yoktur. onlar bizim kafamızda, kalbimizde, ailemizde, toplumumuzda ya da grubumuzdadır. doğanın ideolojisi yoktur.

yaşamın kendisi, bütün örgün ve yaygın eğitim süreçlerinden, bütün resmi ve gayrıresmi eğitim programlarından daha etkilidir.

cehaletten kaynaklanan zulümle mücadele kolaydır. iyi bir eğitimle bu sorun aşılabilir. ama alt kültürden, ait olunan grubun normlarından kaynaklanan zalim davranışlarla savaşmak çok zordur.

çağımızın toplumsal vebası zulümdür.

küreselleşmenin esas olarak sınıf bilincini yok etmek, gelir farklılıklarını örtbas etmek için kullandığı etnik, milliyetçi, dinci ve mezhepçi kimlik bilinci, bu ayrımcı vicdan yoluyla, sadece uluslararası düzeydeki dıştan gelen zulmün değil, ulus devletler bağlamındaki toplumlarda da içten gelen zulmün kaynağı olur.

ezberci, baskıcı, dogmatik eğitim, öğrenciye zulmeden bir eğitim süreci zalim bireyler yaratır. sorgulamanın yasaklanması, tek ve biricik doğrunun biat isteyen bir biçimde aktarılması zulme çanak tutar.

insan, eğitimle demokrat ya da zalim olur.

dogmatik kafanın vurgusu, yaşanan toplumsal gerçekliklerin, ulaşılmak istenen ideallerin tartışılmazlığı, tekliği ve biricikliği üzerinedir. dogmatik kafa, dogmatik eğitimle oluşur.

zulüm ortamının birinci kuralı, "hiçbir başarı cezasız kalmamalıdır" ilkesidir.

kin, nefret ve intikam duyguları üzerinde demokrasi değil ancak faşizm yükselir. bir ülkenin yöneticisi, başkanı, başbakanı, lideri, kendi kişisel öfkesini, kin ve nefretini yönettiği ülkenin idari, adli ve mali mekanizmasına yansıttığı zaman o ülke artık yaşanmaz hale gelir. çünkü bütün mekanizmalar ve görevliler bundan etkilenir, devlet adeta bir insanın öfkesine, kin ve nefretine teslim olur.

temel sapıtma, "madem seçim kazanarak iktidara geldim; o halde her yaptığım meşrudur" anlayışının topluma dayatılmasıdır. bir iktidar, kendisini denetleyecek ve frenleyecek olan adalet mekanizmasını, anayasal denetim kurumlarını ve kurallarını önceden egemenliği altına almışsa bu saptırma ve dayatma çok daha kolay olur. her türlü antidemokratik uygulamasını, seçilmiş olma gerekçesiyle topluma dayatabilir.

bir zalimin yönetiminde yaşayanların en iyi öğrendikleri şey zulüm yapmak olur.

zalim zaman zaman merhamet de gösterebilir. merhamet zulmün karşıtı değil, tam tersine, onun tamamlayıcısıdır. çünkü merhamet istemek veya merhametine sığınmak ya da merhamet dilemek ancak zulüm varsa söz konusudur; zalime sığınmayı, zalimin kişisel affını istemeyi içerir.

bazı cinayetlerin mevcut yasalara uygun olarak işlenmiş olması, onların cinayet olduğu gerçeğini ortadan kaldırmaz.

tarih boyunca din, mezhep, ırk ve milliyet kimlikleri, çoğunluğun zulmüne yol açmıştır. bütün dünyada, bütün ülkelerde bu böyledir. savaşlar da bu çizgilerde yapılmıştır, barış zamanındaki baskılar da. zulümlerin en korkuncu çoğunluk tarafından desteklenendir. çünkü ondan kaçacak yer yoktur.