10.12.15

huzursuzluğun kitabı

fernando pessoa

unutuşun etten kıyafetler giymiş figüranlarından başka bir şey değiliz.

bir gün gelir herkes, alt tarafı asker kaçağı olduğu halde, kendini general olarak hayal eder.

özgürlük içimde yoksa, hiçbir yerde yok demektir.

var olan tek sır, bir sır olduğunu düşünen insanların olmasıdır.

sadece acı bizi büyütür.

benim için bir sıfat, ruhtan kopup gelen içtenlikli gözyaşlarından daha değerlidir.

ne zevk, ne ün, ne iktidar; özgürlük, yalnızca özgürlük.

insan baskı altında yaşamamışsa özgürlüğün değerini bilemez.

üstün insanlarda doğallığın özünü oluşturan şey, doğalla yapay arasındaki uyumdur.

utangaçlık asil bir huydur, ne yapacağını bilememek övünülesi, yaşama becerisinden yoksun olmak ise insanı yücelten bir özelliktir.

kusursuz olan, kendini belli etmez.

ruhun hazinelerinin ve şölenlerinin bekçisi olan o tanrısal, o şanlı çekingenlik.

uygarlık, bir şeye uymayan bir ad vermekten, sonra da oturup bunun sonuçları üzerinde hayal kurmaktan ibarettir.

uyuyan herkes çocukluğuna döner.

bazen her şey yorar insanı, dinlendirici olanlar bile. 

anlamaya çalışmamak, tahlil etmemek.. kendini doğayı görür gibi görmek, heyecanlarını bir manzara gibi seyretmek; işte bilgelik budur. 

her zaferle insan biraz daha bayağılaşır.

edimle varız, yani istençle.

biz aslında insanları sevmeyiz. sevdiğimiz, bir insan hakkında oluşturduğumuz fikirdir.

iktidar sahibi olmak isteyen, bayağılığın ötesine geçmelidir.

yazmak, unutmaktır. edebiyat, hayatı görmezden gelmenin en hoş yoludur. müzik bizi yatıştırır, görsel sanatlar uyarır, canlı sanatlar -dans ya da gösteri- avutur.

düş, uyuşturucuların en doğalı, bunun için de en kötüsüdür.

en yücelerimizin tek üstünlüğü, her şeyin boş ve kaypak olduğunu daha iyi biliyor olmalarıdır.

tanrıları olan birini sıkıntı asla ele geçiremez. sıkıntı, mitolojinin olmayışıdır.

sanat, var olmak denen iğrenç şeyden kurtulmamızı sağlayan bir yanılsamadır.

dünyayı yönetmeye insan kendinden başlamalı.

dünya hiçbir şey hissetmeyenlere aittir. eylem adamı olmanın birinci şartı, duyarsız olmaktır.

bir bedene sahip olmak insanı sıradanlaştırır.

sevmeyiz; sadece öyleymiş gibi yaparız.

büyük melankoliler, sıkıntı kokan hüzünler ancak ve ancak rahat, gösterişsiz fakat lüks ortamlarda yaşayabilir.

geçmişteki uçarılığımız, bugün ömrümü yiyip bitiren, dinmeyen bir özlemdir.

asla gerçekleşmiyoruz.

aşk, pratiğe dökülmesi gereken bir gizemcilik, sırf gerçekleştirilmek üzere hayal edilmiş bir imkansızlıktır.

tanrısallık, saçmalık demektir.

ister var olsunlar ister olmasınlar, biz tanrıların kölesiyiz.

sahiplenme, zihinde saçma bir göldür; devasa, kapkara ve alabildiğine sığ. tuzundan dolayı yanılıp suyunu derin sanır insan.

sevmekten kendimi alamadığım hayatla, cazibesinden korktuğum ölümün arasındayım işte. 

ey okurlar, mutlu olup olmadığımı soruyorsanız, cevabım hayır'dır.