19.11.15

hayal burcu

şükrü erbaş

kente girmeden çok önce, birbiri içinden doğmuş, bir kolu doğan güneşe, bir kolu batan güneşe değen görkemli bir dağ sırası karşılamışsa sizi, antalya'dasınız. özel birisi olmanız gerekmiyor bu büyük tören için. dağdır. özgürdür. büyüktür. güneş gibi, yağmur gibi, aynı eşitlikte davranır eşiğine gelen herkese.

yasemin kokularıyla genişlemiş sokaklarda bir iyilik duygusuyla gülümsüyorsanız geçmişinize; sokaklar bahçeler boyu sapsarı ışıyan turunçlar, o kimliksiz beton yığınlarını bile akdeniz'e özgü kılıyorsa, antalya'dasınız. iyimser olmak için eşya gerekmez size. gözleriniz var ya..

mavi bir zamanın içinde ıssız bir kum çanı. hepimizden yapılmış bir vazgeçiş. uğultusuyla mağrur. bir kış bahçesinde soğumuş. deniz terledikçe kendine kapanıyor. zülüfleri köpük köpük intizar. bakmıyor, yarılmış bir nar her yere saçılıyor. hayalin cezasından kurtulmuş. ağzı sönmüş çerağ. gerçeğe katlanmak güçsüz düşürüyor. topuklarına dek ayrılık. gelmiş yine de. yazdan bir iyimserlik. unutma bahçelerine bir avuç ışık. inanmadan olmuyor. kasıklarında hayatın kalbi. acısını sevmek istiyor. acısı çiçek açmış dünya. çocukların büyüyor tanrım! sonsuzluğu gövdelerinde duyarak..

beni sevmediğini söyleyebilir misin, dedi. dört unutma yılından sonra. söz gövdeden bunca uzak düşmüşken. ağzını kirpikleriyle tutuşturarak. dünyanın evlere sığdığı bu geç vakitte. ay güle, ay denize, ay yola.. düşer gibi. sevmeyi yalnızca sevmek sanan ey kendine ceza kalp. neden iyi zamanları hatırlar insan? inanmak ister yeniden boyun eğdirdiğine? aşk ötekinde hayata dönmüşken. "su serptim ateş sönsün/serptiğim su da yandı" diyemedim. sevgilim ayrılık.. senin külün, ağzıma örttüğüm.