18.10.15

cumartesi

ian mcewan

bir tohum ek. sonra bak bakalım gelişip serpiliyor mu.

uzunca, düzgün, temiz, cilalı; boyalı değil. bir insanın tırnakları pek çok şeyi ele verir. bir hayat çökmeye başlayınca ilk gidenlerden biri tırnaklardır.

ütopyanın peşinden gidilirse sonunda her türlü aşırılığa izin verilir; ki hepsi de bu ütopyanın gerçekleşmesinin acımasız yollarıdır. eğer sonunda herkes sonsuza kadar mutlu olacaksa şimdi bir ya da iki milyonu katletmek neden cinayet sayılsın ki?

inananların pençelerinden kurtulmak pek kolay değildir.

pek mantıklı gelmiyor kulağa; ama genellikle insan inanmamaya yatkındır. inandığının yanlış olduğu ortaya çıkınca da düşüncesinden döner. ya da inanır ve inancını sürdürür. zaman içinde, kuşaklar boyunca en yararlı olan şuydu belki: ne olur ne olmaz, sen inan.

ne kadar büyük düşünürsen o kadar saçma görünür.

önemli konuların üzerinde durursak, politik durum, küresel ısınma, dünyadaki yoksulluk, gerçekten korkunç görünüyor, hiçbir şey iyiye gitmiyor, umut beslenecek hiçbir şey yok. ama küçük düşünürsem, daha dar alanda, yeni tanıştığım bir kız ya da chas'la hazırladığımız şu şarkı ya da gelecek ay kayağa gitmemiz; o zaman önemli görünüyor bana. öyleyse benim sloganım bu olacak: küçük düşün.

insanlar meydana çoğunlukla kendi dramlarını sahnelemek için gelirler. bir sokağın bu işe yaramayacağı aşikar. tutkuların geniş mekanlara ihtiyacı vardır, bir tiyatronun hizmete hazır ferahlığına örneğin. çöllerin, askeri planlamacının rüyası olduğu söylenir. kentteki meydanlar da bunun özel hayattaki karşılığıdır.

müzik, ifade edilmemiş arzulara ya da hayalkırıklığına hitap eder.

müzisyenlerin hep birlikte, önceki provalar ya da konser sırasında hiç bulmadıkları daha tatlı bir şeye dokundukları o seyrek anlar vardır; salt işbirliğinin ya da teknik ustalığın ötesindedir bu; arkadaşlık ya da aşk kadar rahatça ve zarifçe dışavurulur. işte o sırada, bu insanlar bir anlığına, bize nasıl olabileceğimizi gösterirler; en iyi halimizi ve elinizdeki her şeyi başkalarına verdiğiniz ama kendinizden hiçbir şey kaybetmediğiniz inanılmaz bir dünyayı. dışarıdaki gerçek dünyada ise ayrıntılı planlar vardır; huzurlu yerler için hayali projeler, bütün uzlaşmazlıklar çözülmüştür, herkes mutludur, sonsuza kadar -insanların uğruna ölmeye ve öldürmeye hazır oldukları seraplardır bunlar. isa'nın yeryüzündeki saltanatı, işçilerin cenneti, ideal islam devleti. bu düş toplumunu örten perde gerçekten kalkar; ama salt müzikte ve salt ender durumlarda; hayalkırıklığı yaratacak kadar çabucak meydana getirilmiştir; son notalarla birlikte silinir gider.

bir hastanın üstü örtülür örtülmez ameliyathanede bir kişilik, bir birey olduğu duygusu silinir. görme duyusunun gücü böyledir. geriye yalnızca kafanın o küçük alanı, ameliyat bölgesi kalır.

peter brian medawar: ilerleme umutlarıyla alay etmek en büyük ahmaklıktır; ruhun yoksul ve zihnin değersiz olduğunu bu sözden daha iyi kanıtlayan bir şey yoktur.

insanın hayatını kazanamaması ya da içkiye hayır diyememesi ya da dün yapmaya karar verdiği şeyi bugün hatırlayamaması umutsuz bir yazgı. her kentin halka açık alanlarını dolduran bu güçsüz ordu, ne kadar toplumsal adalet sağlasanız da tedavi edilemez ya da dağıtılamaz. o zaman ne yapılacak? gördüğünde tanıman gerek talihsizliği, bu insanlardan sakınman gerek. bazılarını bağımlılıklarından vazgeçirebilirsiniz, kimilerini de.. bütün yapabileceğiniz, onların bir şekilde rahatını sağlamak, acılarını azaltmaktır.