2.10.2015

bilgi ağacı

humberto r. maturana / francisco g. varela

insanlık yaşamında bir dönüşüm gerçekleştirme yönündeki acil ihtiyaç, ancak bizatihi bireysel dönüşüme uygulanacak bir düşünme süreciyle başlarsa gerçekçi bir anlam taşır; çünkü her birimiz dünyamızın bu halde olmasına katkıda bulunuyoruz: öyle bir dünya ki bu, her geçen gün hayranlık ve saygı duymak giderek güçleşiyor ve hepimizin bildiği gibi daha da güçleşecek.

ancak ve ancak değişmez ve "ebedi" kesinliklerimizin mutlak hakikatler -artık üzerinde düşünmediğimiz, itiraz kabul etmeyen hakikatler- olduğu yolundaki derin köklere sahip inancımızdan şüphe etmeye başladığımız zaman, "nesnel ve gerçek hakikat" tuzağının kudretli bağlarından kurtulmaya başlayabiliriz. insanlık dışı bir tuzaktır bu; çünkü diğer insanların da bizimki kadar meşru "hakikatleri" olduğunu inkar etmeye götürür bizi. ancak anlamayı arayan bir düşünce sayesinde birbirimize -şiddetin akılcı bir dalavereyle gerekçelendirilen bir kurum değil, sadece birlikte yaşamanın getirdiği meşru bir kaza olacağı- ortak yaşam alanları açan insanlar olmayı başarabiliriz. ancak o zaman bilişsel kesinlikten duyulan kuşku kurtarıcı olacak, belki kendisinin ve hemcinslerinin, yani bizatihi insanlığın doğasını anlamak üzere düşünmeye yönelecek, bu da biyolojik özgecilik ve işbirliği itkilerinin onları tıktığımız hapishaneden -ki diğer insanları inkar etmek için başkalarıyla birlik kurarak yaparız bunu- kurtulması sonucunu doğuracaktır.

eğer toplumsal bir düşünümsel yaratıcılığa dayalı, karşılıklı anlaşmaya giden yollara yönelmezsek, bize kalan tek şey eskisi gibi spontan eğilimlerimizi sürdürmek, yani çoğu durumda savaşa devam çağrısı yapan sağır ve kör bir savaş bataklığına kendimizi gömmeye devam etmek olacaktır. eğer aşina olduğumuz şey sadece kudretli ve "kutsal" gelenekler içinde, "bildik" topraklarda olduğu için bizi cezbediyorsa -ve bir hakikat "saptaması" barındırıyorsa-, bunları mutlak hakikatlere döndürdüğümüzde karşılıklı toplumsal anlayışın önündeki en büyük engelleri yaratıyoruz. eğer bu engelleri aşmak istiyorsak önümüzdeki yol, kendimizi ve çocuklarımızı, toplumumuzda henüz var olmayan ama isabetli çabalar neticesinde var edebileceğimiz bir "yaratmak için bilgi" anlayışı içinde eğitmektir. yaratmanın daima yeni bir adım olduğunu; ama "eski" malzemelerle yapıldığını unutmamalıyız.

insanların birlikte yaşamasını mümkün kılacak anlayışı, kavrayışı yaratmak bugün insanlığın önünde duran en büyük, en acil, en devasa ve en zorlu görevdir.

insanlığın ilerlemesinin insanın toplumsal doğasına dair dogmalarımızın ve inançlarımızın yayılmasında yattığı görüşüyle kendimizi kandırmaya devam etmek, trajik bir zaman kaybından başka şeye yol açmaz; çünkü bu görüşlerin şu anki birlikte yaşama biçimimiz yüzünden yükselen çelişkileri -ve bunlara bağlı toplumsal gerilimleri- özümsemekte yetersiz kaldığı ortaya çıkmıştır. işte bu yüzden biz insanlar, kendi kurucu süreçlerini tahayyül edemeyen, kendisini mahveden gerilimlerden kaçınmasını bilmeyen bir insanlık durumunda, yarattığımız bugüne hapsolmuş, esir olmuş ve yılgınlığa düşmüş durumdayız. buna karşılık, eğer ortak yaşamımız bu tür süreçlerin anlaşılmasına dayansaydı, ilişkilerimizden, bizi kendi gücümüzün sorumlu sahipleri kılacak bir anlayış çıkardı. 

insanın kurtuluşu, bilinçli doğasının kendi kendisiyle derinden yüzleşmesinde yatar. toplumsal bir varlıktaki bilinç - savaşa giden yolda, bu bilincin herhangi bir boyutuyla böyle bir yüzleşme yapabilme şansımız yoktur. özgürlük yolu, toplumsal varlığın içinde yatan, herhangi bir insanla dayanışma itkisini serbest bırakan koşulların yaratılmasıdır. eğer insan toplumunda, çocukların büyüklerine duyduğu doğal güveni yeniden yaratabilseydik, sevgiyle işleyen aklın, şimdiye dek hayal bile edilmemiş en büyük zaferi olurdu bu.

buna karşılık, ötekinin inkarı ile -bu inkarın kendisini gösterdiği biçimler içinde- elde edilmeye çalışılan barış bizi karşılıklı anlayış yolundan saptırır. çünkü bir yandan, bu reddediş ve kayıtsızlığın ürettiği iletişimsizlik işbirliğini engeller, kendiliğinden gelişen toplumsal dayanışmayı ve buna eşlik eden yaratıcılığı azaltır. öte yandan, belli bir toplumsal istikrar biçimi için mücadele etmek, eğer bu istikrar ötekinin inkarı çağrısı yapılarak ve karşılıklı nefret yaratılarak elde edilmişse, kendi doğası içinde bir aldatmacadır ve tozlu bir yolun asude sessizliğinde çelik bir baston yardımıyla yürümeye benzer.