8.9.15

rotterdamlı erasmus

stefan zweig

kendini hiçbir dogmaya adamayan ve hiçbir taraftan yana olmayan özgür ve bağımsız düşünüre, yeryüzünün hiçbir yerinde vatan yoktur.

hiçbir düşünce, tek başına gerçekliğin bütününü oluşturamaz; ama her insan, başlı başına bir gerçektir.

nesnel kişiliklerin kendilerine güvenleri azdır. kendi görüşlerinden kolaylıkla kuşkuya düşerler ve hasımlarının kanıtlarını en azından gözden geçirmeye her zaman hazırdırlar.

kim insanlığın ahlak yolunda ilerlemesine ilişkin umut besleme gücünü yeni bir ideal ile pekiştirmeyi bilirse, kuşağının önderi olur.

yalnız ve yalnız toplumun esenliğini amaç edinen bir ideal, geniş halk kitleleri için hiçbir zaman tümüyle yeterli olamaz; ucuz kafaların var olduğu yerde, salt sevginin yanı sıra nefret de o karanlık hakkını ileri sürer ve bireyin, ortaya atılan her düşünceden en kısa sürede kendi kişisel çıkarını sağlama eğilimini belirginleştirir. somut olan, elle tutulup gözle görülebilen, her zaman kitleye soyut olandan daha kolaylıkla nüfuz eder; onun içindir ki bir ideal yerine somut nitelik taşıyan, yöneltilebilen, başka bir sınıfa, ırka ya da dine dönük düşmanlığı dile getiren sloganlar siyaset pazarında daha çabuk benimsenir. çünkü bağnazlığın öldürücü ateşini körükleyebilecek en büyük güç nefrettir.

herkes, kaderinin hazırladığı trajediyi yaşar.

bütün tutkuların kaderi, günün birinde gevşemektir; her türlü bağnazlığın varabileceği nokta, günün birinde kendi başını yemektir. akıl ise beklemeyi ve direnmeyi bilir. kimi zaman, çevresindekiler sarhoşluk içerisinde tozuttuklarında susmak zorunda kalır. ama kendi sesini duyuracağı günün de geleceğini bilir; çünkü hep gelmiştir.

özgür ve ön yargısız bir kafanın hiç kimseye aldırmaksızın elini değdirdiği her şey, artık çoktan eskimiş tasarımların kafesinde yaşayan bir dünya için yepyeni bir görünüm kazanır. çünkü bağımsız düşünebilen kişi, aynı zamanda başkaları için de en iyi ve en destekleyici biçimde düşünmüş olur.

martin luther: iyi bir işin bilgelik ve sakınganlığın ürünü olması enderdir; ne olacaksa, ayrıntılı bilgi edinme çabasına girişilmeden olmalıdır.

bir sanatçının yaşamında en mutlu rastlantı, içerisinde yeteneklerinin tümünü uyumlu olarak bir araya getirebileceği ve işlemek istediği konuya uyan sanatsal biçimi bulabilmesidir.

hizmetler bir dilenci olarak doğmakta
acınası hiçlikler ise görkeme boğulmakta
ve sanatın ağzı iktidar sahiplerince tıkanmış
düşüncenin hiçbir hakkı hukuku kalmamış
ve yalın dürüstlüğün de adı aptallığa çıkmış (shakespeare)

erasmus: delilik olmadığı takdirde, yaşamda herhangi bir beraberlik ne zevkli ne de sürekli olabilir; birbirlerini bazen aldatmadıkları, bazen birbirlerinin yüzüne gülüp akıllıca ödün vermeyi beceremedikleri ve son olarak da bütün bunlara bir tutam delilikle lezzet katılmadığı takdirde, ne halk uzun süre hükümdarına ne efendi uşağına ne hizmetçi saygıdeğer hanımına ne öğretmen öğrencisine ne dost dostuna ne karı kocasına ne hancı müşterisine ne de yol arkadaşları birbirlerine dayanabilirlerdi; kısacası kimse kimseyle geçinemezdi.

sophokles: hayat, ancak anlaşılmadığı takdirde zevklidir.

akıl her zaman yalnızca düzenleyici bir güçtür; ama hiçbir zaman tek başına yaratıcı bir güç değildir; asıl üretici yan, gerçekten de hep bir deliliğin varlığını şart kılar.

cicero: adil olmayan bir barış bile, en haklı savaştan daha iyidir.

erasmus: savaşın en büyük yükü, bu savaşın hiç ilgilendirmediği kişilerin sırtına biner ve savaşta herhangi bir başarı söz konusu olsa bile, taraflardan birinin mutluluğu, öteki tarafın zararı ve yıkımı demektir.

erasmus: her savaştan bir başkası, bir savaştan bir ikincisi doğar.

yön verici güçlerin, yani kaderin ve ölümün insanlara uyarısız yaklaştıkları enderdir. bunlar her defasında yüzü örtülü, sessiz bir haberci gönderirler ve kendisine haberci gönderilen, hemen her zaman yöneltilen esrarlı seslenişi duymazdan gelir.

tarafsız kişi, taraf tutan için her zaman en iyi bayraktır.

erasmus: her zaman gerçeği olduğu gibi söylemek zorunluluğu yoktur. önemli olan, gerçeğin açıklanış biçimidir.

tarafsız olan, her zaman kavgaların en acımasızı ile karşı karşıya kalır.

erasmus: daha sessiz ve güvenlik verici bir yoldan gitmek, bana düşünce açısından daha uygun gelen bir davranıştır. ikilikten nefret etmekten, barışı ve uzlaşmayı sevmekten başkaca bir şey elimden gelmez. çünkü insanlar arasındaki sorunların ne denli karanlık olduğunu anladım bir kez. kargaşa çıkarmanın, bastırmaktan çok daha kolay olduğunu biliyorum. ve kendi aklıma her alanda güvenmediğimden, başkalarının manevi yanı üzerine kesin konuşmaktan kaçınmayı yeğliyorum. ben özgürlüğü seviyorum; bundan ötürü herhangi bir zamanda şu ya da bu partiye hizmet etmek ne elimden gelir ne de böyle bir şey yapmak isterim.

bütün irade
bir istemektir sadece, istememiz gerektiği için
ve istek, durur iradenin önünde (goethe)

martin luther: prenslerin safında ölen, kutsal bir din savaşçısı olarak cennete gidecek; ötekilerin safında ölenlerin ruhları ise şeytanın olacaktır. bu gibilerini herkes boğmalı, hançerlemeli, açıkça meydan okuyarak ya da tuzağa düşürerek öldürmeli, bu arada bir asiden daha zehirli, zararlı ve şeytani bir varlık olamayacağı düşünülmelidir. eşek sopayla, halk denen güruh ise kaba güçle yola getirilir.

geniş bir dünya görüşünü, aydın yürekliliği temel alan her hümanist idealin kaderi, yalnızca tinsel-aristokrat bir ideal olarak kalmak, ender kişilerce benimsenmek ve bunlar tarafından bir miras gibi ruhlardan ruhlara, kuşaktan kuşağa aktarılmaktır; fakat öte yandan gelecekte bütün insanlığın kader birliği yapacağına olan bu inanç hiçbir zaman, en karışık dönemlerde bile tümüyle gücünü yitirmeyecektir.

ancak insan ruhunun kendi yaşam alanından yola çıkarak bütün insanlığa bulunduğu atıflar, tekil insana kendi gücü üzerinde bir güç kazanma olanağını armağan eder. insanlar ve toplumlar, gerçek ve kutsal ölçütlerini ancak kişilerüstü ve gerçekleştirilmesi neredeyse olanaksız ideallerin evreninde bulabilirler.

özgür yaşanmışsa, özgür ölünmelidir! özgür ve sıradan giysiler içinde, hiçbir işaret takmaksızın ve bu dünyanın sunacağı tüm onurlandırmalardan uzak, bütün yalnızlar gibi özgür ve bütün özgür insanlar gibi yalnız ölmek.