3.8.15

hukukçu ve cellat

uğur mumcu

hukuk, tarihin her döneminde egemen güçlerin aracı olmuştur. siyasal iktidarlar, emekçi halk yığınlarının istek ve özlemlerini bastırabilmek için mahkemeleri ve köle ruhlu yargıçları birer işkence aleti gibi kullanmışlardır. siyasal tarih bu tür mahkemelerin öyküleriyle doludur.

adolf hitler, iktidara geldikten kısa bir süre sonra parlamento binası önünde yaptığı konuşmada, "ben almanya'nın en büyük yargıcıyım." diyerek hukukun bir önemi olmadığını ilan ediyordu. bu konuşmaya hiçbir hukukçudan tepki gelmedi. sindi bütün hukukçular.

hitler'den önce "weimar anayasası" döneminde alman yargıçları bağımsızdılar. 7 nisan 1933 tarihinde "genel grevler yasası" ile yahudi soyundan gelen bütün hukukçular görevlerinden alındı. aynı yasada şu hükme de yer verildi:

"nasyonal sosyalist devlette hiçbir zaman yer almayacakları anlaşılanlar mahkemelerde görev alamazlar."

hitler'in başhukuk danışmanı adalet bakanlığı müşaviri dr. frank, "nasyonal sosyalist" hukuk anlayışını bir konuşmasında şöyle özetler:

"nasyonal sosyalizm karşısında hukukun bağımsızlığı yoktur. vereceğiniz her kararda önce kendinize şunu sorunuz: 'benim yerimde führer olsaydı nasıl karar verirdi?' her kararda şöyle söyleyiniz: 'bu karar alman halkının nasyonal sosyalist vicdanıyla uyuşuyor mu?' işte o zaman, nasyonal sosyalist halk devletinin birliğine karışmış ve adolf hitler idaresinin ölümsüzlüğünü tanımış olarak üçüncü alman imparatorluğu'nun otoritesini kendi karar alanınızda her zaman için sağlayacak bir temel buldunuz demektir."

hitler açıkça ilan ediyor:

"hukuk yoktur, devlet vardır. devleti de ben temsil ederim ancak. sadece ben!"

1937 yılında, "genel grevler yasası" yeniden değiştirildi. bu kez "siyasal bakımdan şüpheli" görülenler de görevlerinden kolaylıkla alındı. bundan sonra bütün hukukçular, siyasal iktidarın güdümündeki nasyonal sosyalist alman hukukçular birliği'ne girmek yükümlülüğü altına da sokuldular artık. bütün hukukçular hitler'in gözü altındaydı bundan sonra.

bütün bu baskılara birkaç yargıç karşı koyabildi yine de. hitler yönetimi, parlamento binasını yakarak bunu bazı solcuların üzerine attı. dimitrof ve arkadaşları alman yüksek mahkemesi'nde yargılandılar. mahkeme, sanıkları suçsuz görerek beraatlarına karar verdi.

bu karar alman mahkemeleri için bir dönüm noktası oldu. hitler, bu kez "vatana ihanet" davalarını yargılayıp karara bağlamak için "halk mahkemesi" adıyla bir olağanüstü mahkeme kurdurdu.

bu mahkeme dokuz üyeden oluşuyordu. dokuz üyenin dördü hukukçu, diğer beşi ordudan ve ss'lerden seçilmekteydi. "halk mahkemesi", olağanüstü bir askeri mahkeme görünümündeydi. hitler faşizmine karşı olan birçok aydın, işçi ve siyasetçi bu mahkemede yargılandı. mahkeme başkanı roland freiser ise amerikan uçaklarının attığı bir bomba ile mahkeme içinde öldü sonradan.

"halk mahkemesi" dışında bir başka özel mahkeme daha vardı hitler'in emrinde. "sondergericht" adıyla anılan bu mahkeme, üç kişiden oluşuyordu. bu yargıçlar nasyonal sosyalist ilkeleri benimsemiş parti üyelerinden seçilirdi.

bu mahkemelere sanıkları savunacak avukatlar sokulmazdı. savunma avukatları nazi partisi üyeleri arasından seçilirdi. sanıkları savunmak isteyen birkaç avukat da toplama kamplarına götürülürdü.

yargıcıyla, avukatıyla tüm hukukçular esir alınmıştı hitler rejimince. hukuk profesörleri birer papağan, yargıçlar ise oyuncaktı hitler'in elinde.

bugün, hitler'e uşaklık etmiş yargıçlara "hukukçu" demek mümkün müdür artık? bunlar, siyasal cinayetlerin kiralık katilleridir. bir yüksek kürsüye cübbeyle çıkmak, cellatlığa meşruiyet kazandırmaz hiçbir zaman.