16.8.15

ağlayan dağ susan nehir

ayşegül devecioğlu

savaşmayı bilmeyen yürek bağışlamayı da bilmez. intikam alacak cesaretin varsa bağışlayacak merhametin de vardır.

dünyadaki hiçbir sistem çingeneleri içine alacak kadar ikiyüzlülükten kurtulmuş değildir.

ateşi diri tutmak kadına düşer.

pek çok şey gibi dostluk da, kelimenin gerçeklikle inatlaşırcasına taşımaya devam ettiği anlam sayesinde yaşar.

gönlümüz kayıp bir ziynettir. onu bizden çalanın cebinde parlar durur, kimsecikler görmeden. bir kere kaptırdık mı, geri alana kadar kim çaldıysa onun olur.

tuhaftır, masallara çocuk kalmak için değil büyümek için ihtiyaç duyarız. her çocuk masalda, gerçek dünyayla aynı etten ve kemikten bir şey gizli olduğunu hisseder. bilir ki gerçeği kavranabilir kılan her neyse, görünmez olanın evreninde soluk alıp vermekte.

perileri tutsak etmenin yolu, elbiselerini saklamaktır. mucizenin yaratıklarını özgürlüğe masallar kavuşturur.

eşyaların hayatımızdaki yeri kullanım değerlerinin çok üstündedir.

duymak istediğimizi duyar, görmek istediğimizi görürüz.

heyhat, bazen avcumuzda tuttuğumuzu sandığımız bir hikaye bizi fena halde yanıltır. gizlenmemiş olsa bile, o güne kadar dikkat çekmemiş, hatta merak edilmemiş bir olay, diğerlerini gölgede bırakıp geçersizleştirerek ortaya çıkıverir. kurduğunuz öykü, kahramanlarınıza ölçüp biçtiğiniz hayatlar anlamsızdır artık. hikayedeki hayatlara hükmetmek anlatıcısının elindeymiş gibi görünse de, aslında bu, zorlu mücadelelerin sonucuna bağlıdır; gerçek, kurgu, ölü ya da canlı, kendi hikayelerine karışan, onu ele geçirmeye çalışan kişilerle anlatıcılar arasında.

çingeneler için yalnız kalmak ölümden bile korkuludur.

zulmün belleği yoktur, defteri vardır; özenle tutulmuş bir defter. zulmün belleği yoktur, müzesi vardır: eski geniş binalar, kapıda anmalık eşya dükkanları. gettoların, hücrelerin, fırınların içinde sarsılıp uyanan, anmalıkta sakinleşip durulur, zaman ehlileşir, anlam parçalanır, vicdan susar, bellek uyuşur.

yol yorgunudur çingeneler; yerleşikliğin imkansız olduğunu bilir, yerleşik hayatı kekeleyerek yaşarlar.

yalnızca inanmak istediğimiz öykülere inanabiliriz.