16.6.15

annem

georges bataille

yalnızca boğucu, dayanılmaz bir deneyim yazara, uzlaşımlarla zorla kabul ettirilmiş dar sınırlardan bıkmış bir okurun beklediği uzak bir görüşe ulaşma olanağını verir.

insanın başı asla ölümünde döndüğünden daha iyi dönmez.

eğer bizi aşmayan, ister istemez aşmayan, her ne pahasına olursa olsun olmaması gereken hiçbir şey yoksa, var gücümüzle yöneldiğimiz ama var gücümüzle de ittiğimiz o çılgın an'a ulaşamayız.

yalnızca güzellik, aşkın kaynağı olan bir düzensizlik, şiddet ve kötülük gereksinimini hoş görülebilir kılar.

aşılmış bir dindarlık olsa olsa can sıkıntısıdır. yalnızca tenin güçlükleri, sorunları, kendi yalanları, başarısızlıkları, korkuları, yol açtığı yanlış anlamalar, beceriksizlikler namusluluğun var olma nedenini sağlarlar. cinsel zevk yaşlılığın, çirkinliğin ve yoksunluğun tüm şekillerinin sınırlandırdığı bir lükstür.

cehennem, tanrı'nın bize kendisi hakkında istemeyerek verdiği zayıf bir fikirdir.

yaşlılık, dehşeti sonsuza dek yeniler. insanı durmamacasına başlangıca geri getirir.

yaşamın ölüm kadar kanlı ışıltısı yoktur.

içine düştüğüm yalnızlıkta, bu dünyanın ölçüleri, eğer hala var iseler, içimizde baş döndürücü bir ölçüsüzlük duygusunu sürdürmek için vardırlar: bu yalnızlık, tanrı'dır.

gülme, ciddi görünmediği zaman insanı tiksindiren bir görünüş karşısında kabul ettiğimiz bir uzlaşma tutumudur.

zevk gibi güçlü bir duyguya eşlik eden sıkılma, utanma duygularının kendileri de akılsızlığın kanıtları değiller midir?

la rochefoucauld: güneş ve ölüm birbirlerine sabit bir biçimde bakamazlar.

zevk ancak kurt meyvenin içinde olduğu anda başlar ve yalnızca, mutluluğumuz zehirle yüklü olursa çok hoştur. gerisi çocukça şeylerdir.

gülme, gözyaşlarından daha kutsal ve hatta daha anlaşılmazdır.

hiçbir şey bilmiyoruz ve zifiri karanlığın içindeyiz. ama, hiç olmazsa, bizi aldatan şeyi, bizi üzüntümüzü bilmekten, daha doğrusu, neşenin acıyla aynı şey olduğunu, ölümle aynı şey olduğunu bilmekten uzaklaştıran şeyi görebiliriz.