8.5.15

sanat ve devrim

john berger

sanatta fazla özgürlük, her zaman sanatın anlamsızlaşmasına yol açabilir. fakat şu da var ki, bir devrin en derin umut ve bekleyişlerini dile getirip olduğu gibi koruma fırsatını sanata ve yalnız sanata bahşeden de ancak bu özgürlüktür.

"heykel, temelinde kalabalıkların sanatıdır." ama çevremiz öylesine inanç uyandırmayan anıtlarla -çoğunlukla içtenlikten yoksun savaş anıtlarıyla- doludur, kültürümüzün genel eğilimi bölük pörçük olana ve özele öylesine yönelmiş durumdadır ki, bugün heykelin özünde var olan kamusal ve toplumsal niteliği küçümser hale geldik.

rodin: antik heykel, insan bedeninin mantığını aramıştır. bense psikolojisini arıyorum.

insan yürekliliği fikri, özgürlük fikriyle sıkı ilişki içindedir. yürekliliğe anlam katan, özgürlüktür.

tüketim mallarında modası geçmişlik, her yeni modele, bir öncekinden değişik bir 'hava' verilmesiyle yapay olarak yaratılır. içerik aynıdır, değişmez. içeriğe göre bu hava keyfi niteliktedir, tek anlamı da bir öncekinden değişik oluşudur. böylece, tüketim malları söz konusu olunca, 'form' ya da 'üslup' kendinden önce gelen form ve üslubu mutlaka öldürmek zorundadır. başarılı bir sanat eserindeyse içerik ile form birbirinden ayrılmaz. 'hava'sı keyfi değildir. gene de bu içerik ve form birliği konusunda pek genelleme yapılamaz. çünkü bu birlik tek tek her eserin kendine özgü olan başarısıdır ve değeri de tekliğinde, benzersizliğinde yatar.

eleştiri daima bir çeşit araya girmedir; sanat eseriyle kişinin arasına girmektir. çoğu zaman pek az şey doğar bu araya girmeden. ama arada bir eleştiri, yaratıcı bir nitelik de kazanabilir; bu, eleştiricinin eseri algılama yeteneğinden çok, eserin etkenlik gücüne bağlıdır.

lenin: komünizm demek, elektrik enerjisi artı sovyetler demektir.

philip o'connor: sanat, olanı ele alır ve ondan, olacak olana biçim vermek için, yoğun bir şekilde özünü çıkarır; bu öz, tam çıkarıldığında, olması gerekenin özüdür.

sanatın sınırlılıklarının sanatın özüyle olan ilişkisi, hayatın ölümle ilişkisine benzer. ölümün mutlak bilincini içimizde taşıyarak var gücümüzle kendimizi yaşamaya verebilirsek, yaşantımız bir sanat eseri niteliğini kazanır.

isaac deutscher: stalinizm, barbar yollara başvurarak barbarlığı rusya'dan kovdu. fakat bunu sonuna kadar yapamazdı. son yıllarında stalin'in başvurduğu yollar, rejimin ilerletici gücünü sıfıra indirir olmuştu. uygarlaşmaya devam edebilmek için rusya, stalinizmi artık def etmek zorundaydı. üstelik, stalinci dogmanın biyoloji, kimya, fizik, dilbilimi, felsefe, iktisat, edebiyat ve sanata müdahalesi -akla tanrı, evren ve insan'la ilgili fikirlerin hangisinin doğru hangisinin yanlış olduğuna, bütün hristiyan dünyası adına engizisyon'un karar verdiği günleri getiren- bu işin bir an önce halledilmesini gerektiriyordu. teolojik ve bürokratik dogmanın bilimsel düşünceye bu şekilde müdahale etmesi sanayileşme-öncesi döneme özgüdür. 20. yüzyıl rusya'sındaysa bu, bilimi, teknolojiyi ve ulusal savunmayı hedef alan bir sabotaj anlamına geliyordu. bu sabotajı da çıkarına uygun bulan tek bir kesim bile yoktu; okuryazar herkes bu duruma bir an önce son vermek istiyordu.

ölümün hayat için gerekli bir çelişki olduğunu söylemek beylik bir laftır; ama doğrudur da. fakat ne tarzda bir çelişkidir bu? hayata hiç benzemeyen bir tarzda ölümün hiçbir çelişkiyi içermediği midir yoksa? ölüm tekildir. hiçbir ölüm bir başka ölümü içermez. kendisi dışında hiçbir şeyi kapsamaz, kendisi de bir hiçtir. tekil olduğu için de kısmidir, düşünebileceğimiz hiçbir bütün de tekil olamaz.

diderot: duygu ve hayat sonsuzdur. yaşamakta olan, her zaman yaşamış ve yaşayacak olandır. hayatla ölüm arasında benim görebildiğim ayrım şudur ki, şu sırada genel kütle olarak yaşamaktayız. bu kütle eriyip moleküllerine ayrışacağı bugünden yirmi yıl sonrasında da ayrıntıda yaşıyor olacağız.

hepimiz hayatın bedenimizi anlamla doldurduğunun farkındayız; başka bedenlerin başka hayatlar içerdiğinin ve bu hayatların, bedenin bütün parçalarının varoluşundan çok daha büyük bir anlam taşıdığının da farkındayız. dolayısıyla, bir kez düşünülerek işlenmiş cinayetler, bir bedeni ortadan kaldırmaktan çok, bir varlığı yok etme girişimidir. çoğu intiharın nedeni budur. intihar olaylarının pek azında kendi bedenine karşı girişilmiş bir saldırganlıktan söz edilebilir; intihar edenin isteği, o bedenin içerdiği dünyanın anlamını susturmaktır.

che guevara: bütün oligarşiler iktidarlarını, bütün ezici güçlerini, bütün vahşet ve demagoji yeteneklerini davalarının hizmetine sokacaklardır. bizim asıl görevimiz her şeyden önce sağ kalmaktır; ondan sonra da gerillanın kalıcı örneğini izleyecek, silahlı propagandayı yürüteceğiz (vietnam'da olduğu gibi, propaganda kurşunlarıyla, yani düşmana karşı kazanılan ya da kaybedilen -ama verilen- savaşların propaganda kurşunlarıyla). mülksüzleştirilmiş kitlelere dayanan gerillaların yenilmezliğinin büyük dersi. ulusal ruhun harekete geçirilmesi, çok daha sert ve zorlu baskılara karşı koyabilmek için çok daha güç görevlere hazırlanılması.

dünün bütün statik doğruları, bugün ancak yarı doğrulardır.

"savaşımızı, belki 10, belki 20 yıl sürebilecek, kusursuz bir disiplin ve enerjiyle yürütülmesi gereken uzun bir çaba olarak düşünmeliyiz. ilk hedefimiz devam etmek, dayanmak -ve bunun için de hayatta kalmaktır."

kesin ve sonsuza değin doğru yargılar yoktur.

bütün sahte ideolojiler kolay bir iyimserliğe güvenirler: çelişmenin kaçınılmazlığını, dolayısıyla hayatın kendisini yadsıyan bir iyimserliktir bu. iyimserliğin konusu her zaman belirli olmalıdır. sömürüyü ortadan kaldırmak mümkündür. çelişkiler ölüm ve umutsuz yoksunluğun değil, hayatın ve gelişmenin koşulu olmalıdır. oysa tek ütopya ölümdür; çünkü o çelişkisizdir.