22.5.15

kirpinin zarafeti

muriel barbery

tek bir dostunuz olsun; ama onu da iyi seçin.

önemli olan ölmek değil, kaç yaşında ölündüğü de değil, ölürken ne yapıldığıdır.

aristokrat kimdir? etrafı bayağılıklarla çevrili olsa bile bayağılığın erişemediği bir kadın.

politika, küçük zenginlerin kimseye ödünç vermedikleri bir oyuncak.

genç bir kadın evini ateşe verdi. neden yaptığı sorulduğunda, bir duygu hissetmek istemiştim, cevabını verdi.

evren boşlukla el birliği yapar, kayıp ruhlar güzelliğe ağlar, anlamsızlık bizi kuşatır.

"asıl yenilik, zamana rağmen yaşlanmayandır."

her şey vaktinde gelir. beklemeyi bilen için her şey vaktinde gelir.

inançlarımızın üzerinde yükseldiği kaide asla sarsılmasın diye kendi kendimizi manipüle etme yeteneğimiz ne büyüleyici!

her günü, sanki yarın tekrar doğmak zorundaymış gibi yaşıyoruz.

yoksulların nefret ettikleri bir şey varsa, o da diğer yoksullardır.

kaygılı olduğumda sığınağa girerim. yolculuk etmeye hiç ihtiyaç duymam. edebi belleğimin kürelerine erişmek yeter. edebiyattan daha soylu bir vakit geçirme, daha dinlendirici arkadaş, daha nefis kendinden geçme var mıdır?

gelecek zamanı unutursan, şimdiki zamanı yitirirsin.

yaşlıların biraz saygıya hakları var sanırım. ve bir huzurevinde olmak, saygının sonudur. bu kesin.

yarından çekinmenin nedeni şimdiki zamanı inşa etmeyi bilmemektir.

felaket geldi mi asla tek başına gelmez.

fosiller dünyasında, yardan en ufak bir çakıl taşı kayması neredeyse dizi halinde kalp krizlerine yol açabilir; peki ya biri kalkıp da dağı havaya uçursa?

bayan michel'de kirpinin zarafeti var: dışarıdan dikenlerle zırhlı, tam bir kale; ama bence içinde kirpiler kadar doğrudan bir rafinelik var. onlar haksız yere duyarsız, uyuşuk görülen, şiddetle yalnız ve korkunç bir şekilde zarif hayvanlar.

bir dekoratör pahalı kanepelerin üzerine yastıkları yerleştirip yarattığı etkiye hayran kalmak için iki adım gerileyen uçucu bir varlıktır.

öğretmenlerin korkulu rüyası sınıfın birincisinin memnuniyetsizliğidir. özellikle de çetin cevizse.

postmodern bir düşünür olmaktansa düşünen bir keşiş olmak yeğdir.

zeka kutsal bir bağış değil, primatların tek silahı.

beden bütün giysilerden sıyrıldığında bile ruh süslerle dolu kalır.

nerede para varsa orada uyuşturucu da vardır.

hep tekrarlanan bir muammadır bu: büyük eserler, bizim içimizde zaman dışı bir uygunluğun kesinliğine erişen görsel biçimlerdir.

sonsuzluk kovalayan yalnızlık biçer.

güç ilişkisi dengedeyse diplomasi daima yenilgiye uğrar. daha güçlü birinin ötekinin diplomatik önerilerini kabul ettiği hiç görülmedi.

biz insanların bir hiçin peşinde koşmaya, gereksiz ve saçma düşünceleri birbirine katmaya büyük bir enerji adayabiliyor olmamız, buradaki fedakarlık beni her zaman büyülemiştir.

biz hayvanların türümüzü sürdürmek için bulduğumuz başka bir yordamdır sanat.

hakikat hiçbir şeyi sevmez.

belki de en büyük öfke ve en büyük yoksunluk işsizlik değildir; sefalet değildir; gelecek yokluğu değildir. en büyük öfke, en büyük yoksunluk, kültürler arasında, bağdaşmaz semboller arasında tereddüt geçirmektir; bir kültüre sahip olmama duygusudur.

canlı olmak belki de budur: ölen anların ardından koşmak.

sanat yaşamdır; ama bir başka ritimde.

güçlüler yaşar, zayıflar ölür. her biri kendi hiyerarşik yeriyle orantılı zevk ve ıstırap içinde.

bir şeylerin bitmesi gerek, bir şeylerin başlaması gerek.