16.5.15

bakakai

witold gombrowicz

bir bakireyi gerektiği gibi sevmek için, insanın kendisinin de bakir ve cahil olması gerek.

tanrı evrenin en büyük yalnızıdır, evrenin ezeli ve ebedi yeniyetmesi.

dehşetin sınırı yoktur; hatta daha da kötüsü, tersine, mutlak, sınırsız bir acımasızlık vardır. iğrençlik üst üste gelmeye, birbiri ardına dizilmeyegörsün, daima daha da yükselecek derecede üst üste yığılarak işe koyulur ve art arda gelir; çoğalmaya, kendini aşmaya başlar, gerçek bir mekanizma gibi.

su ve sıkıntı denizcinin belasıdır.

bir yerde duramamanıza neden olan, kadınlardır.

aristokrasiye asla güven olmaz; aristokrasiye, evcilleştirilmiş bir leopardan daha sakınımlı yaklaşmak gerekir.

dış, için yansıdığı bir aynadır.

fantezileri ödemek gerekir, fanteziler için tarife yoktur.

hiçbir şey insanoğlu kadar zor ve hassas, hatta kutsal değildir; giderek birbirini korkunç zincirlerle bağlamak üzere, herhangi bir yücelik ya da neden olmaksızın yabancı kişiler arasında doğan bu gizemli bağların açgözlü gücüne denk hiçbir şey olamaz.

insan eti açıkça, başka hiçbir yerde bulamayacağınız bir şeye sahiptir.

kirlilik her zaman sizindir, temizlik her zaman başkalarının.

bilgi çirkinleştirir, cahillik güzelleştirir.

genç kız betimlemelerimizden ve bu amaçla uydurulan karşılaştırmalardan daha yapay bir şey yoktur. kiraz gibi dudaklar, gül goncası gibi göğüsler.. ah, gidip manavdan birkaç meyve ve sebze almakla iş bitseydi! hem bir ağızda gerçekten de olgun bir kiraz tadı olsaydı kim aşık olabilirdi ki? gerçek anlamda bir şeker kadar tatlı olan bir öpücüğe kim kaptırabilir kendini?

ah! yaşam bize ne çılgınca ihanetler hazırlıyor!