8.3.15

zen ve motosiklet bakım sanatı

robert m. pirsig

kimse, nereye gittiğini bilmeyen kişi kadar yükseklere çıkamaz.

yalnızca ilerdeki bir hedef için yaşamak sığ bir şeydir. yaşamı dağın tepesi değil, eğimleri ayakta tutar. her şeyin büyüdüğü yerdir burası.

biz hepimiz, başkalarının hayaletlerini kibirle aşağılarız; ama kendimizinkileri cahilce, barbarca üstün tutarız.

insanlar ya yalnızca bir tarzda ya da öteki tarzda düşünmeye ve bunu yaparken öteki tarza ait olan her şeyi yanlış anlamaya ya da küçümsemeye eğilimlidirler.

deli bir insana baktığınızda tüm gördüğünüz, onun deli olduğu hakkındaki kendi bilginizin bir yansımasıdır; yani bu onu hiç görmemektir. onu görmek için, onun gördüğü şeyi görmeniz gerekir.

bilimsel soruların ilk bakışta aptalca gibi görünmesinin nedeni budur: ilerde yapılacak aptalca hataları önlemek için sorulmuşlardır.

yolculuk etmek bazen, varmaktan daha iyidir.

insanların bilgi alanı bugün öylesine geniş ki, hepimiz birer uzman konumundayız; uzmanlık konuları arasındaki açıklık öylesine büyümüş ki bunlar arasında özgürce dolaşmak isteyen biri çevresindekilerle yakınlık kurmaktan neredeyse vazgeçmek zorunda. öğle yemeğinde ne konuşulacağı bile uzmanlık konusu.

mantık, özne ile nesne arasında bir ayrım olduğunu varsayar; bu nedenle mantık, asıl bilgelik değildir. özne ile nesne arasında ayrım olduğu yanılsamasını ortadan kaldırmanın en iyi yolu, fiziksel etkinliği, zihinsel etkinliği ve duygusal etkinliği durdurmaktır. bunun için pek çok disiplin vardır. bunların en önemlisi sanskritçe "dhyana", çince söylenişiyle "chan" ve japonca söylenişi ile "zen"dir.

tümüyle güvendiğiniz bir şeye asla kendinizi adamazsınız. kimse yarın güneşin doğacağını fanatik bir biçimde haykırmaz. çünkü güneşin yarın doğacağını herkes bilir. insanlar, politik ya da dinsel inançlar ya da başka tür dogmalar ya da amaçlar için kendilerini fanatikçe adıyorsa bunun nedeni daima, bu dogmaların ya da amaçların kuşkulu olmasıdır.

düşünmek televizyon seyretmekten öylesine daha ilginçtir ki daha çok kişinin düşünmeyi tercih etmemesi utanç verici. herhalde ne duyduklarının önemli olmadığını düşünüyorlar; oysa her zaman önemlidir.

sonunda kendini yüceltmeyi amaç edinen her çaba felaketle sonlanmaya yazgılıdır. bir dağa, ne kadar büyük olduğunuzu kanıtlamak için tırmanıyorsanız, hemen hemen hiçbir zaman sağlayamazsınız bunu. tırmansanız bile içi boş bir zafer olur bu. zaferi sürdürmek için kendinizi tekrar tekrar başka yollarla kanıtlamak, sahte bir imajı tekrar tekrar oluşturmak; peşinizde bu imajın doğru olmadığı ve birinin bunu anlayacağı korkusuyla sonsuza dek bu imajı sağlamak zorundasınızdır. bu çıkar yol değildir.

bir şey, eğer dünya onsuz normal işlevini yapamıyorsa vardır.

yağlıboya bir tabloyu duvara asmamız, çıplak duvar da onun kadar güzel duruyorsa anlamsızdır. müziğin kaydından kaynaklanan gıcırtılar ya da seslendirme aygıtının uğultusu da kulağa aynı şekilde iyi geliyorsa senfoniler anlamsızdır.

"insan her şeyin ölçüsüdür."

gerçek nitelik anlayışı sisteme hizmet etmez; hatta onunla mücadele etmez; hatta ondan kaçmaz. gerçek nitelik anlayışı sistemi yakalar, evcilleştirir ve kişinin kendisinin kullanması için çalıştırır; kişiyi de kendi iç yazgısını gerçekleştirmesi için özgür bırakır.

john locke: bilimsel olsun ya da olmasın, hiçbir nesne niteliklerine dayanmaksızın anlaşılamaz.

eğer öznellik, önemsiz diye bir kenara atılırsa tüm bilim de onunla birlikte atılmış olur.

geçmiş, yalnızca anılarımızdadır; gelecek yalnızca planlarımızdadır. şimdi ise bizim tek gerçeğimizdir. o küçük zaman aralığı nedeniyle düşünsel olarak farkına vardığımız ağaç daima geçmiştedir ve bu nedenle daima gerçek dışıdır. gerçek daima, düşünselleştirme oluşmadan önceki görme anıdır. başka gerçek yoktur.

deliliğin gölgesinde yaşıyorsanız sizin gibi konuşan ve düşünen bir başka kişinin belirmesi mucize gibi bir şeydir. robinson crusoe'nun kumda başka birinin ayak izini bulması gibi.

niteliği gören ve çalışırken hisseden bir kişi, özen gösteren biridir. gördüğü ve yaptığı şeye özen gösteren kişi, niteliğin bazı özelliklerini taşıması gereken biridir.

nitelik, değer, dünyanın özne ve nesnelerini yaratır. olgular, değer onları yaratıncaya dek yokturlar. eğer değerleriniz katı ve değişmezse yeni olgular öğrenemezsiniz.

tanıdık yollardan gitmek bazen güzeldir.

"tamirci duyusu" denen, ne olduğunu bilenler için çok açık; ama bilmeyenlere anlatması çok zor bir şey vardır ve bu duyuya sahip olmayan birini motor üzerinde çalışırken görürseniz makineyle birlikte siz de acı çekersiniz.

henry david thoreau: bir şey yitirmeden asla bir şey kazanamazsın.

köpekle kurt arasında, çobanın unutmaması gereken bir akrabalık vardır.

küçük çocuklar "yalnızca kendilerinin hoşlandıkları" şeyleri yapmamaları için eğitilirler. peki, neyi yapmaları istenir? elbette başkalarının hoşlandıklarını. kimdir bu başkaları? ana-baba, öğretmenler, müfettişler, polisler, hakimler, memurlar, krallar, diktatörler. tüm otoriteler. "yalnızca senin hoşlandığın" şeyi hor görmek üzere eğitilirsen, elbette başkalarının daha uysal bir uşağı -iyi bir köle- olursun. "yalnızca senin hoşlandığın" şeyi yapmamayı öğrenirsen sistem seni sever.

öğrencinin en büyük sorunu, yıllardır kafasında oluşturulmuş, havuç ve kırbaca dayalı köle zihniyetidir; bu, "kırbaçlamazsan çalışmam" diyen, katır zihniyetidir.

okul size taklit etmeyi öğretir. öğretmenin istediği şeyi taklit etmezseniz kötü not alırsınız. tüm derece ve not sistemini kaldırırsanız gerçek bir eğitim verebilirsiniz.

başkalarında en çok kınadığımız, kendimizdeki en büyük korkulardır.