12.2.15

pamuk ülkelerine yolculuk

erik orsenna

"bütün yabani hayvanlardan kaçabilirsin; kaderini taşıyanın dışında."

"gecikme talihe engel değildir."

"bir ülke tarımdan vazgeçtiğinde ruhunu kaybeder."

işinden gurur duyan bir insanın ona daha çok şey kattığını herkes bilir. gurur, enerjinin anasıdır.

iyi avlanmak için erken başlamak gerekir.

herkes bilir ki, otomobiller bazen yağ damlatsalar ve duman çıkarsalar da, geceleri nadiren kavga eder; asla gürültülü bir şekilde çiftleşmez ve dünyaya tahammül edilmez çocuklar getirmezler.

dümdüz uzanan bir ülke nedir? sağduyu buna cevapların en iyisini verir: köpeğin için endişelenme. onu kaybetme ihtimalin hiç yok. nereye kaçarsa kaçsın, üç gün üç gece boyunca koşsun; onu asla gözden kaybedemezsin.

insan hiçliğin ortasında yaşarsa, bir şeylere tutunmak en iyisidir: bir kelime. bir özlem. kayıp köklerin hatırası. terk edilen avrupa. lübeck. zamanla lubbock olacaktır.

uçsuz bucaksız alanlar daima mistikler doğurmuştur.

yetmiş beş bin sokağı olan bir şehirde insanlar nasıl akıllarını kaçırmaz?

çinliler ideal işçiyi yarattılar. yani işçi yokluğundan daha ucuza mal olan işçiyi.

hata yapma tehlikesi olmadan ve yanılsamaların ötesinde, duygularımızın yoğunluğuna değer biçebilecek aletin henüz ortaya çıkmadığını herkes bilir. sevgi nesneleri ve sevme biçimleri o kadar çeşitlidir.

bazı işaretler yanıltmaz: garların tercihleri vardır. bazı trenlere saygı gösterir, diğerlerini hor görürler.

modernite pahalıya mal olur.

temellerinin siyah kölelerin insanlık dışı bir şekilde çalıştırılmasına dayandığını bildiğimiz halde, hangimiz amerika'nın güneyinin büyük beyaz evlerine yönelik utanç verici bir yakınlık duymamışızdır?

iskenderiye bir şifalı sular şehri. tedavisi için buraya gelinen hastalık da, hayatlarımızda şimdiki zamanın fazlalığı, şu anın tiranlığıdır belki; bunun doğal sonucu da yavanlık diye adlandırılabilecek derinlik eksikliğidir.

"pamuk huzurdan hoşlanır. pamuk iyi olduğunda, dünya sakin ve ağırbaşlı demektir."

tatar kadınları iki kategoriye ayrılır: kırım tatarları, yüzyıllar geçtikçe ateşleri dinmiştir, hala tehlikelidirler; fakat orta karar ahlaklı bir insan onlarla başedebilir. buna karşılık, hakiki bir tatar kadını, bir kazan tatarı karşısında, tek çözüm derhal kaçmaktır.

"bir çapalama, iki sulamaya değerdir."

ödetmek, insanı tasarrufa yöneltmenin en iyi yoludur. bir devrim başlatmanın da.

beklemeye tahammülü olmayan, hiç yolculuğa çıkmasın. her yolculuk zamanın ülkelerini olduğu kadar uzamın ülkelerini de keşfeder.

tek konu takıntılarına şükürler olsun! ister cinsellikle, ister pulculukla, ister başka bir şeyle ilgili olsun, tek konu takıntısı sizi olmayacak yerlere götürür, çoğunlukla sarsıcı şahsiyetlerle tanıştırır.

"bugün geleceği inşa eder."

büyük inşa etmeyen, geleceğe güvenmiyor demektir.

seyahat etmek, devşirmektir. uzaklardan dönünce sepetinizi açarsınız. gözünüze boş görünürse endişelenmeyin. devşirilen şeylerin çoğu göze görünmez: bunlar düş kırıklıkları veya hayranlıklar, kokular, müzikler, yüzler, manzaralardır. ve hikayeler.

gerçeğin özelliklerinden biri de az bulunurluktur. az bulunurluk, yani pahalılık.

bir dünya seyahati farklılığa olan merakı canlandırır, göreliliği öğretir, şüpheciliği besler. fakat aynı zamanda kanıları pekiştirir. seyahatinizin, yalnızca yanlış olduğunu öğretmekle kalmayıp aynı zamanda sakıncalı olduğuna da sizi ikna ettiği bazı fikirlere karşı savaşmak konusunda sabırsız bir halde dönersiniz.

küreselleşme, iletişim, demateryalizasyon.. modernitenin nakaratlarının bunda hiçbir etkisi yoktur: uzam, elle tutulur bir uzam, ortak iradenin mekanı, eyleme geçmenin ilk aracıdır hala. işgücünü bir araya getirip oluşturmak, çalışmayı örgütlemek, çalışanları (bazen fabrikada olduğundan daha sertçe) motive etmek ve kar'ı (hakkaniyet garantisi olmaksızın; özellikle nesiller arasında) bölüştürmek için bir aileden daha izi uzam yoktur. çok ağır kapitalistik yatırımların baskılarından kaçmak için ve konjonktürün öngörülmez ihtimallerine esneklikle uyum sağlamak için daha iyi bir üretim birimi yoktur.

zaman yakamızı bırakmaz. bizden önce gelmiş ve bizden sonra da kalmak için yaratılmış olan zaman, bizim mecburi ortağımızdır. hayatımızın kalitesi, onunla olan güvene dayalı veya çatışmalı, özenli veya ihmalkar ilişkilerimize bağlı olacak.

hikayenin başını, en başını hatırlıyorum: "yoldan geçen biri, dallarının ucunda beyaz yumaklar olan bir ağaççık fark eder. elini uzattığını tahmin edebiliriz. insan türü pamuğun yumuşaklığıyla tanışır böylece." iki bin yıl sonra, bir dünya seyahatinden çıkarılan ilk ders şu: yeryüzünde, yumuşaklık nadir bulunan ve pahalıya mal olan bir niteliktir.