10.2.15

kayboluş

georges perec

sınırsız, sonsuzluğa uzanan, gıdasını muazzam bir kurgu yığınından, durmadan artan bir sürpriz duygusundan alan bir düş gücünün yaratıcılığına sahip olmak için, bir sözcüğün dahi kazara yazılmaması, bir sözcüğün dahi varlığını rastlantıya, sözümona samimi bir üsluba, alışkanlığa borçlu olmaması, bilakis bütün kurmacanın mutlak bir yasanın kısıtlayıcılığı altında, sıkı bir yazınsal kalbur kullanarak yazılması, kafi olmasa dahi şarttır.

marquis de sade: büyük eylemler ancak yasaların suskun kaldığı anlarda patlak verir.

nasıl kalbin mantıktan daha güçlü bir öz mantığı varsa, bir anlatının da yazarının arzularından daha güçlü, daha buyurucu öz arzuları, tatminini arayan gizli ihtiyaçları vardır.

e. baron: papualılarda dil son derece yoksuldur. her kabilenin kendi dili vardır ve sözcük sayısı sürekli azalır. bunun nedeni, her defasında, kabilede birisinin ölümünün ardından, yas tutmak amacıyla birkaç sözcüğün silinmesidir.

"karnını bozar, yağlı aşına kattığı soğan, kötü çıkarsa
başını yakar, yanı başına aldığın insan, kötü çıkarsa"

islamda zahir inancı osmanlı imparatorluğu'yla avusturya-macaristan arasındaki çatışmaların sonlarına doğru doğdu. bir arap sözcüğü olarak zahir, "açık", "olumlu" anlamındadır: allahın onuruna takılan yirmi dokuz addan biri "zahir"dir.

bir zahir ilk başta, olağan, hatta sıradan bir vasıf taşır. silik bir kişi ya da adi bir çakıl taşı, bir altın lira, bir yabanarısı ya da bir daktilo tuşudur söz konusu olan. ama bu sıradan görünüşün ardında korkunç bir güç yatar: bir zahir görmüş olan bir kişi, onu asla aklından çıkaramaz, bir daha iflah olmaz.

yasaya uymalı mı, yasa gerekli bulunmalı mı
ne umudun ne de aklın desteği var arkamda
yalnızca yasa var ve işte havva'nınki var, kopardığım, tuttuğum, elimde çevirdiğim
baştan sona oku bir daha, ben değil yenecek şey hafif olan (lord holland)