18.2.15

evlilik ve ahlak

bertrand russell

geleneksel iffetini muhafaza etmiş toplumlar büyük sanat yaratmamışlardır.

evliliğin esas amacı, yeryüzünün insan nüfusunu yenilemektir.

vatanseverlik denen şey, uygarlığın karşı durmakta olduğu en büyük tehlikedir ve bu vebadan, felaketlerden, kıtlıktan daha korkulacak bir şeydir.

bir karı veya kocaya güçlü bir dinsel duygu geldi mi, ilk sonucu, mutlu bir birleşmeyi imkansız kılmaktır.

bir düşüncenin herkesçe benimsenmesi, onun saçma olmadığını göstermez; insanlığın çoğunun budalalığı göz önünde tutulursa, yaygın bir inancın, akla yatkın bir inançtan daha saçma olacağı bellidir.

koyu dindarlığa karşı davranışımızın özgürlüğe kavuştuğunu sanan çoğumuz, hala aslında almış olduğumuz eski eğitimin öğütleriyle bilinçaltından yönetilmekteyiz.

yerici her sözün aynı zamanda övücü bir eş anlamlısı olduğunu gördükten sonra, yerici ya da övücü sözler kullanmamaya alışmalıdır insan.

kilise babalarının yazıları, kadınlara karşı sövüp saymalarla doludur.

dante'nin beatrice'e karşı olan aşkı, sadece geleneksel değildir; tersine, günümüzdeki insanların birçoğunun sandığından daha çok tutkulu bir aşktır.

geleneksel bir yetişme sistemi içinde büyümüş pek az kadın veya erkek vardır ki, cinsiyet ve evlilik konusunda normal şeyler öğrenmiş olsun.

cinsel merak da öteki meraklar gibi tatmin olur olmaz ölür; bu yüzden, gençleri sabit fikirden kurtarmanın en iyi yolu, onlara istedikleri kadar bilgi vermektir. edepsizliğin önüne geçilmesinin tek yolu, sırrı ortadan kaldırmaktır.

"evliliğin kökü ailededir, aileninki evlilikte değil." (westmarck)

sansür, ciddi sanat değeri olan, bilimsel özellikler taşıyan eserlere karşı kullanılıyor; öte yandan, amacı müstehcen olan kimseler, kanunun dişli çarkından geçmek için bir kaçamak yolu buluyorlar.

modern hayattaki üç esas akıl dışı eylem din, savaş ve aşktır.

mutlu, karşılıklı aşkın derin samimiyetini ve şiddetli arkadaşlığını duymayanlar, hayatın verebileceği en büyük ödülü kaçırmışlar demektir.

insanlar uygarlaştıkça tek bir eşle olan hayat boyunca mutlulukları azalır.

aşk, özgür ve kendiliğinden olduğu zaman yeşerir ancak; ödev gibi düşünülmeye başlandı mı öldü gitti demektir.

babaları bebekken ölen çocuklar ötekilerden daha kötü olmuyor. şüphesiz ideal bir baba hiç yoktan iyidir ama babaların çoğu ideal olmaktan o kadar uzaktır ki, var olmamaları çocuk için olumlu bir faydadır.

"neşeli geceler, güzel yemekler mi istersin
azizlerle otur, günahkarlarla yat kalk."

cinsiyet insan hayatındaki en büyük iyi şeylerden biridir. cinsiyetin içe atıldığı yerde sadece çalışma kalır ve çalışmak için çalışmayı öğütlemek, yapılmaya değer bir iş meydana getirmemiştir.

kadın ve erkek aşkının en iyisi, özgür ve korkusuz olanıdır. beden ve zihin eşit oranlarla birleşir, ideal aşkı bozar diye tensel yönünden korkmaz aşk. aşk, kökleri toprağın derinine inmiş, dalları göğe yükselen bir ağaç olmalıdır. çitlerle, yasaklarla, boş inancın doğurduğu dehşetlerle çevrilirse gelişip yeşeremez.