16.12.14

üç aynalı kırk oda

murathan mungan

ne zaman içime biraz fazla baksam, yükseklik korkum depreşir.

saklanmanın en iyi yolu fazla görünmektir. herkes seni gördüğünü sanır, sen de rahat edersin. kasada oturan kız gibi! herkes kasadaki kızı görür; ama kimse tanımaz.

karanlık ve bilinmez bir yere, sizin ilk kez girerken duyduğunuz korku ile, siz karanlıkta uyurken, savunmasızken, bilinmeyen bir yabancı gücün, evinize adım atması karşısında duyulan korku aynı değildir. bu kez korku, sizin göze aldığınız bir serüvenin korkusu değil, gafil avlandığınız bir anın korkusudur.

bazı gerçekler insanlara fazla gelir. ya da bazı insanlara gerçek fazla gelir.

kimi önseziler, gerçeğin bilgisinden daha kesindirler. zulüm kadar kesin.

bazen bir insanın nerede olduğunu ve ne yaptığını bilmek, bütün bir insanlık tarihini bilmekten bile daha önem taşıyabiliyormuş meğer.. dünyanın en önemli sorusu, birinin şu an nerede, nasıl, kimlerle olduğu olabiliyormuş.

unutma, insanlar kandırılmak ister!

kızların masum kalması çok zordur. hepsi beş yaşına kalmadan kadın olurlar. entrika öğrenmek zorundadırlar. fitne fesat öğrenmek zorundadırlar. kadınlık, hayalleri temiz kalmış kızların, içlerinin kirlenmesi demektir.

en güvenilmez hikayeler, aynalara fazla bakanların başından geçer.

zamanları birbirine bağlayan en iyi yol, aynadır; bütün iyi ve sağlam yolculuklara aynanın içinden geçerek çıkılır. her insanın kendine yaptığı ilk yolculuk, ayna yoluyla olmuştur. her genç kız ve kadın, kendini ayna yoluyla keşfeder, ayna yoluyla yeniden şekillendirir ya da değiştirir. herkes kendi yolculuğunun sırrını kendi aynasına sırlar. insan, kendine tuttuğu aynayla yolunu bulur. ayna, yüzümüzün uğultusudur.

dünya, sanki var olmak için değil, kaybolmak için bulunduğumuz bir yer.

güzellik başka gözlere öğretilir, sen "ben güzelim" der gibi durursun hayatta, herkes seni güzel görür; ama sen kendi güzelliğini taşımaktan aciz durursan, herkes şüpheye düşer. güzellik, çeşit çeşittir. kimi güzellikler görülür, kimileri gösterilir, kimileri saklanır, kimileri kabul ettirilir. her şeyden önce sen, kendi güzelliğinin hangisi olduğuna karar vermelisin.

para başlı başına bir ahlaktır.

bir şairin öylesine söylediği bir laf: "biri gelse beni olduğum gibi sevse!" benim için budur aşk.

bütün mesele, hayatın çok çabuk geçtiğini kavramakta yatar. hayat, yalnızca zaman kullanma bilgisidir, başka bir şey değil!

herkes birbirinin çaresizliğinin kapanıdır. birinin vücudu, diğerinin parasını tuzağa düşürür. ya da tersi olur. birinin imkanları, diğerinin hayallerini. herkes birbirinin çaresizliğini kullanır aslında. kapana kıstırdığını sandığının kapanına kısılmış olduğunu anlarsın kimi zaman. inan, hayatın, ders vermeye bile vakti yoktur. "hayat dersi" dedikleri, iş işten geçmeden bunların farkına varmaktır yalnızca. hem unutma, bazen kötü bir yol, insanı, iyi bir sona ulaştırabilir.

zenginler her çeşit suçu, bir tören gibi yaşayabilme lüksüne sahiptirler. belki de bu yüzden, mazi dediğimiz şey, yalnızca zenginlerin geçmişidir. fakirlerin tarihi yoktur. sadece zengin olmuş fakirler, tarihten tarih satın alabilirler.

bir tek iddia bile kaybetsen, insanlar, bütün bir hayatının yalan ve gösteriş olduğunu düşünmeye başlarlar.

ölümlü bir varlık olan insanın, hayattan alacağı en büyük intikam, zamanı en iyi biçimde kullanmayı öğrenmektir. çünkü bu konuda hayat hep hile yapar.

herkes, bir başkası olmak ister aslında. bu yüzden kimse kendisi kalamaz. bütün romanlar, hikayeler, piyesler, filmler bunun içindir; insana bir başkası olma imkanı sunmak için.

yol arkadaşlığı, dünyanın en zor arkadaşlıklarından biridir.

her şey, herkesin içinde olur. sorun, yalnızca görmeyi kabul etmek sorunudur.

herkese, öylesine edilmiş boş bir laf gibi gelir ama, hayat sahiden bir masaldır.

insanlar oyalanırlar, alışırlar, unuturlar.

günler her şeyi solgunlaştırır. acılar diner, anı olurlar bir gün.

bir büyük yazarın dediği gibi, en iyi intikam şekli, kayıtsızlıktır.

bazen insanlar hiç yaşamadıkları şeyleri, diğerlerinden daha iyi gözlerler.

kimse kendini inzivada keşfetmez. insan kendisiyle ancak büyük kalabalıklarda karşılaşır. inzivalarsa dönüşler içindir. kalabalıklarda kendiyle karşılaşıp kaybolanların, yenilenlerin döküm günleri için.

kimse çıktığı yolda kendisi kalmaz. yol insanı başkalaştırır.

bir insanın kendini en iyi hissettiği zamanlar, kendini, başka biriymiş gibi hissettiği zamanlardır. kimse kendini çok fazla kendiymiş gibi hissettiğinde iyi değildir, olamaz.

bir hikayenin nerede bittiğini bilmek önemlidir. insanlar işte bunu bilemezler, hikayenin nerede bittiğini. çoğu zaman bilemezler. bütün yıkımların, mutsuzlukların, üzüntülerin esrarı buradadır. insanların hayatlarını hikayeler yönetir aslında. onlar, kendileri ya da kaderleri yönetir zannederler. kader denilen şey, inandığımız hikayelerin şaşmaz seyridir yalnızca. duydukları, dinledikleri, gördükleri, okudukları, inandıkları hikayelerin şaşmaz seyri.. hayatlarını hikayelere benzetmeye çalıştıkları için mutsuz olurlar. hikayelere inanırlar çünkü. hikayeleri hayatın kendisi zannederler. bütün hayatımız hikayelerle kuşatılmışken, inanmayıp da ne yapsın zavallıcıklar? bütün kutsal kitaplar bile hikayelerle doludur. tanrı yeryüzüne hikaye biçiminde görünmüştür. 

bazı umutlar başka zamanlarındır.