10.12.14

taklitçiler

v.s. naipaul

bizi küçük düşmüş durumda görenleri asla bağışlamayız.

günümüzde tarih diye bir şey yok; sadece manifesto ve antika araştırmaları, imparatorluk konusunda da hödüklerin broşürcülüğü var.

zulümden nefret et, zulüm görmüşlerden kork.

politikacılar yoktan bir şeyler var eden insanlardır. sunulacak elle tutulur yetenekleri azdır. mühendis, sanatçı veya üretici değildirler. kukla oynatırlar, kendilerini kukla oynatıcısı olarak sunarlar. sunulacak yetenekleri olmadığından, neyin peşinde olduklarını pek ender bilirler.

başarının kendi uyarıları vardır.

izleyici topluluğu asla önemli değildir. dinleyici topluluğu, çoğu muhtemelen sizden aşağı olan bireylerden oluşur. izleyicilerini sevdiğini söyleyen aktörlere asla inanmadım. aktör, izleyicilerini köpeklerini sevdiği gibi seviyordur. hangi alanda olursa olsun, izleyici karşısında başarılı olan sanatçı belki küçümsemeden olmasa da onlara karşı derin bir saygı yokluğundan hareket eder.

bir ailenin bütün üyelerinin zaman zaman da olsa bir araya gelmeleri, yemeklerini birlikte yemeleri iyi bir şeydir, aile bağlarını güçlendirir. aile tüm kültür ve uygarlıkların temelindeki birimdir.

"yukarı çıkarken karşılaştıklarına iyi davran; çünkü aşağıya inerken de aynı insanlara rastlayacaksın."

bir insan sadece umudu varsa, bir düzen kavramına sahipse, üzerinde yürüdüğü toprakla kendisi arasında bir ilişki olduğuna kuvvetle inanıyorsa kavga eder.

büyük bir kentte birinci sınıf bir otele gitmek kadar güzel çok az şey vardır. insan lüks bir şekilde ağırlanır, tek sorumluluğu hesabı ödemektir. insanın etrafında faaliyetin kısılmış homurtusu vardır: bir sürü hizmet, kişinin belirsiz bir işaretini bekler. göz kamaştırıcılık herkese erişir: oda hizmetçisi, insanın aksanını ve vurgularını unutamayacağı santralci kız, resepsiyondaki adam, gazete bayiindeki kız. hepsi de o düş ülkesinin parçasıdır, ta ki, yanıp sönen santralinin başındaki santralci kızın, çamaşırhanelerdeki iskemlelere yığılmış oturan üniformalıların görüntülerini yakalayana, yüzü solgun gece bekçisinin buruşuk yağmurluğuyla gelişini görene dek; düş ülkesinin yapısı sadeleşene, hava yolu şirketlerinin raflara dizilmiş programlarından kopup işyerine, havaalanı yolunda görülenler gibi evlere benzeyene dek düş ülkesi kalacak yerin parçalarıdır. bu, gitme zamanıdır; günler birbirini kovalar ve tatsız olmaya başlar. ne var ki o ana kadar otel, büyüsünü kente yansıtan bir yerdir.

melodram ve üsluba boşvermeyin: her ikisi de insani ihtiyaçlardır.

yeni bir başlangıcın pek ender mümkün olmasına ve dünya kişisel yalanımızı sürdürmemizi sağlamasına rağmen, gidiş gidiştir. kırar, kemiğin her seferinde yeniden oturtulması gerekir.