23.11.14

yağmur

süheyla acar

menekşeler yavaş yavaş ölürler.

marksist kitaplar bize hayatın temelinin ekonomi olduğunu anlatır. ne kadar gelişkin insanlar olacağımız, neyi sevip neyi sevmeyeceğimiz, yüzümüzü nereye döneceğimiz ve hatta düşlerimiz, her şey, içinde yaşadığımız toplumun ekonomik gelişmişlik düzeyine bağlıdır.

askerlerin apoletlerini karıları taşır, derler.

ucundan sıkı sıkı tutacak bir inat bulduysan artık afet mafet koymaz adama.

bence, yalnızca istanbul'da değil, dünyanın bütün kentlerinde ölüme yağmur yakışır, yağmura da ölüm. insan ölecekse yağmurlu bir günde ölmeli. en azından, yağmurlu bir günde gömülmeli. mezarlıklara, serviliklere, cenaze arabalarına pırıl pırıl yaz günlerinin ışığını hiç yakıştıramam. istanbul'da yağmurun rengi mavidir. ölümün rengi de mavidir. ölümle birlikte yüzlerimize incecik, harikulade bir nakış gibi yerleşen o keder bile yukarıdan aşağıya mağrur bir ağıt gibi dökülen gri-mavi yağmurun altında daha derin, daha anlamlı, daha güzel gelir bana. insan ölecekse yağmurlu bir günde ölmeli. ölüme yağmur yakışır, yağmura da ölüm.

çünkü yitip giden insandır ve şu gökkubbenin altında, geride sadece düşlerimiz kalır.