3.11.14

gerçek barışın aracı

friedrich nietzsche

şimdi hiçbir hükümet, yeri geldiğinde fetih arzularını tatmin etmek için bir ordu beslediğini itiraf etmeye yanaşmıyor; sözde savunmaya yarıyormuş bu ordu. kendilerine avukat olarak da, meşru müdafaaya izin veren ahlakı seçiyorlar. oysa bunun anlamı, kendimize ahlaklılığın, devletimiz meşru müdafaa araçlarını düşündüğüne göre, saldırgan ve fetih meraklısı olduğu düşünülmesi gereken komşu devlete de ahlaksızlığın yakıştırıldığıdır; ayrıca bir orduya neden gereksindiğimize getirdiğimiz açıklamayla, tıpkı bizim devletimiz kadar, saldırı arzusunu yadsıyan ve kendi açısından da orduyu yalnızca meşru müdafaa amacıyla besleyen komşu devletin, masum ve beceriksiz bir kurbana hiç savaşmadan baskın vermek isteyen ikiyüzlü ve kurnaz bir suçlu olduğunu ilan etmiş oluyoruz.

şimdi tüm devletler birbirlerine karşı böyle bir konumdalar: komşunun kötü niyetli, kendilerinin de iyi niyetli olduğunu varsayıyorlar. ne ki bu varsayım insanlıktan uzaktır, savaş kadar, hatta savaştan daha da kötüdür: aslında savaşların nedeni ve davetiyesidir; çünkü söylendiği gibi, komşuya ahlaksızlık isnat eder ve böylelikle düşmanca zihniyeti ve eylemi kışkırtıyor gibidir. ordunun bir meşru müdafaa aracı olduğu öğretisine de, fethetme arzularına olduğu kadar tövbe edilmelidir. ve belki de büyük bir gün gelecek, savaşlarla ve zaferlerle, en üst düzeyde askeri düzen ve askeri zeka eğitimiyle öne çıkan ve bunlara en büyük kurbanları vermeye alışmış olan bir halk, gönüllü olarak şöyle seslenecektir:

"kılıçları parçalıyoruz!"

ve tüm ordusunu en küçük birimine dek dağıtacaktır. en silahlı olduğu sırada bir duygu yüksekliğinden dolayı kendini silahsız kılmak, budur gerçek barışın aracı ve her zaman bir zihniyet barışına dayanmak zorundadır; şimdi tüm ülkede kol gezen sözümona silahlı barış ise, zihniyet geçimsizliğidir; kendisine ve komşusuna güvenmez ve yarı nefretten, yarı korkudan ötürü, silahları bırakmaz. nefret etmek ve korkmaktansa, yok olmak daha iyi; kendinden nefret ettirmek ve korkutmaktansa, yok olmak iki kere daha iyi; bu olmalıdır en yüce düsturu, her bir devlet toplumunun.

bilindiği gibi, bizim sevgili liberal halk temsilcilerimizin insanların doğası üzerinde oturup düşünecek zamanları yok; eğer olsaydı, "askeri gücün yavaş yavaş azaltılması" için çalışmakla, boşuna çalıştıklarını bilirlerdi. dahası; ancak bu türden bir yokluğun en üst düzeyde olduğu yerde, burada tek yardımcı olabilecek tanrı türü de en yakındadır. savaş zaferleri ağacı yalnızca bir vuruşta, bir yıldırım çarpmasıyla yok edilebilir; ne var ki yıldırım, biliyorsunuz ya, buluttan gelir -ve yukarıdan.