11.10.14

tomanbay

amin maalouf


yılın en son gününde büyük türk yavuz sultan selim kahire'ye girdi. ordudan önce çığırtkanlar kenti dolaşıp kimsenin canına zarar gelmeyeceğini, halkın ertesi günü işinin başına dönmesini duyurdular. günlerden cumaydı. suriye'de tutuklanmış olan halife, kente yavuz'un yanında girdi. bütün camilerdeki cuma hutbeleri, "sultan oğlu sultan, iki kıtanın ve iki denizin hükümdarı, iki ordunun yok edicisi, iki ırak'ın hakimi, kutsal yerlerin hizmetkarı, muzaffer padişah selim şah" adına verildi.

ama bir kişi geri çekilmiyordu. bu kişi tomanbay'dı. kahire tarihinin en kahramanca sayfalarından birini yazabilmek için elinden geleni yapıyordu.

kahire'nin yeni efendisi, her kutsal yeri, her köşeyi, her kapıyı görmek, her korkulu bakışı unutulmaz gölgesiyle silmek istercesine kentin sokaklarında böbürlenerek dolaşıyordu. önüsıra, habercileri hiç durmadan ve yorulmadan, halkın canı ve malı için korku duymasının gereksiz olduğunu duyururken, sultanın birkaç adım gerisinde toplu öldürmeler ve yağmalar süregidiyordu.

ilk kurbanlar çerkezlerdi. memlükler ya da memlük soyundan olanlar hiç duraksanmadan yakalanıyordu. eski yönetimden yüksek rütbeli biri yakalandığı zaman, bir eşeğe ters bindiriliyor, başına mavi bir sarık takılıyor, boynuna küçük ziller asılıyor, öldürülmeden önce kent sokaklarında dolaştırılıyor, öldürüldükten sonra başı bir sopaya geçiriliyor, gövdesi ise köpeklere atılıyordu. osmanlı askerlerinin bulunduğu yerlerde böyle sopalardan yüzlercesi, selim'in dolaşmaktan hoşlandığı bir ölüler ormanı gibi yan yana yere çakılı duruyordu.

başta osmanlıların verdikleri sözlere kanan çerkezler, durumu kavrayınca geleneksel kalpaklarını ya da küçük sarıklarını çıkarıp halkın geri kalanından ayırt edilmemek için büyük sarıklar giymeye başladılar. bunun sonucunda osmanlı askerleri gelen geçeni yakalayıp kılık değiştirmiş çerkezler olmakla suçladılar ve onları özgür bırakmak için fidye istediler. sokaklar boş kalınca askerler bu kez evlere girdiler, kaçmış olan memlükleri aramak bahanesiyle çapulculuğa ve ırza geçmeye başladılar.

yılın dördüncü günü, sultan selim kahire'nin varoşunda, ordusunun en büyük bölümünün bulunduğu bulak'taydı. birçok subayın öldürülmesinde hazır bulundu, kampta yığılmış bulunan yüzlerce cesedin nil'e atılmasını buyurdu, sonra da konuşlandıkları yere yakın bir camiye akşam namazına gitmeden önce hamama girip yıkandı.

gün battıktan sonra ordugaha dönen selim yardımcılarından çoğunu yanına çağırdı. toplantı yeni başlamıştı ki dışarıda olağanüstü bir gürültü koptu. yanmakta olan meşaleler taşıyan yüzlerce deve osmanlıların arasına dalmış, çadırlar yanmaya başlamıştı. karanlık tümüyle basmıştı. kargaşa sırasında binlerce silahlı ordugahı ele geçirdi. başlarında tomanbay vardı. askerleri arasında düzenli birlikler de vardı; ama çoğu halk milis güçlerine katılan sıradan insanlar, gemiciler, sakalar, eski katillerdi. kiminin elinde kama, kiminin elinde de sopa ya da yaba vardı. karanlığın ve şaşkınlığın yardımıyla osmanlılardan çok adam öldürdüler. savaşın en kızıştığı sıra, selim her yandan kuşatıldı; ancak akıllı bir muhafızın yardımıyla kurtulup başka bir yere gidebildi. ordugah artık tomanbay'ın elindeydi. tomanbay hiç zaman yitirmeden kahire'nin her yanına dağılmalarını ve hiç tutsak almamalarını buyurdu.

başkent sokak sokak geri alındı. çerkezler halkın da yardımıyla osmanlı askerlerini kovalamaya başladılar. kurbanlar şimdi amansız cellatlara dönüşmüşlerdi. kaçarlarken camiye sığınan yedi türk'ü yirmi kahireli kovalıyordu. camiye girip minareye çıktılar, oradan halka ateş etmeye başladılar. sonra yakalandılar. boğazları kesilip kanlı gövdeleri minareden aşağı atıldı.

savaş salı akşamı başlamıştı. perşembe günü tomanbay, kendi askerlerinin elinde olan salibe caddesi'ndeki şeyhu camisi'ne gitti. kenti öylesine denetimine almış görünüyordu ki cuma hutbesi bu kez minberlerden onun adına verildi.

fakat üstünlüğü kalıcı değildi. ilk saldırının şaşkınlığından kurtulan osmanlılar harekete geçtiler. bulak'ı yeniden aldılar, kahire'de mahallelere yeniden girdiler, kenti adım adım yeniden ele geçirdiler. tomanbay çarçabuk hendekler kazdırdığı ve barikatlar yaptırdığı daha kalabalık semtleri elinde tutabildi.

sokaklarda savaş hala sürüyordu. varoşları ellerinde bulunduran osmanlılar kentin merkezine girmeye çalışıyorlar; ancak çok büyük kayıplar veriyorlar, çok yavaş ilerleyebiliyorlardı. yine de savaşın sonunun ne olacağı belliydi. askerler ve milis güçleri tomanbay'ın ordugahından kaçıyorlardı. memlük sultanının çevresindeki bir avuç inançlı yandaşı, tüfek kullanabilen birkaç kara askeri ve çerkez muhafızlarla bir gün daha savaştı. cumartesi gecesi, kararlılığını yitirmemesine karşın kentten ayrıldı. yakında bir orduyla gelip işgalcileri kovacağını söyledi.

osmanlıların kente ikinci girişlerinde yaptıklarını nasıl anlatabilirim? bu kez durum, ilk yengilerinde olduğu gibi, kendilerine karşı çıkan çerkezleri yok ettikleri durumdan değişikti. şimdi bütün kahire halkını cezalandıracaklardı. büyük türk'ün askerlerine sokaklara dağılıp soluk alan her şeyi öldürme buyruğu verildi. hiç kimse bu uğursuz kentten çıkamıyordu, bütün sokaklar kesilmişti. kimse kendine bir sığınak bulamıyordu; çünkü camilerle mezarlıklar savaş alanına dönmüştü. halk bu kasırganın geçmesi umuduyla eve kapanmıştı. söylenenlere göre o gün, gecenin son çeyreğiyle güneşin doğuşu arasında 8.000'den fazla insan öldürülmüş. sokaklarda kan seli içinde kadın, erkek, çocuk, at, eşek ölüleri birbirine karışmıştı.

ertesi gün selim, öcün alınmış olduğunu ve kıyımın durması gerektiğini göstermek için çadırının önüne biri beyaz, biri kırmızı iki bayrak diktirdi. bunun tam zamanıydı; çünkü öç alma kıyımı hep o yoğunlukta daha birkaç gün sürseydi, büyük türk'ün bu ülkede ele geçirdiği tek yer büyük bir ölüler çukuru olurdu.

piramitleri yapmak için kaç adam öldü? daha yıllarca çalışabilecek, yiyip içebilecek ve çiftleşebilecek kaç adam! sonra arkalarında hiçbir iz bırakmadan vebadan öleceklerdi. firavunun buyruğuna uyarak emeklerinin, acılarının ve en soylu amaçlarının anısını ölümsüzleştiren piramitleri yaptılar. tomanbay daha farklı bir şey yapmadı. dört gözüpeklik günü, dört saygınlık, dört savunma günü, dört yüzyıllık bir boyun eğmeden ve bükülmeden ve aşağılanmadan daha iyi değil midir? tomanbay kahire'ye ve halkına verebileceği en güzel armağanı verdi: başlamakta olan uzun gecenin karanlığında hep parlayacak olan o kutsal alev.

öğleyin çığırtkanların sesleri ezan seslerine karıştı. binlerce kişi, kadın, erkek, genç, yaşlı, koşar adımlarla zuveyla kapısı yönüne gidiyordu. kapıda gitgide artmakta olan kalabalığın sessizliği çok etkileyiciydi. birden kalabalık aralandı, osmanlı ordusundan yüz atlı, iki yüz yaya askerin geçmesi için yol verdi. arkaları halka dönük olmak üzere tek merkezli üç çember oluşturdular. ortada at üstünde bir adam vardı. görünüşünden tomanbay'ı tanımak çok kolay değildi. başı açık, sakalı karmakarışıktı. üstünde yalnızca kırmızı kumaş parçaları ve gelişigüzel giydirilmiş bir gömlek vardı. ayaklarıysa mavi paçavralarla sarılmış birer yumruydu sanki. söylentilere göre bir bedevi kabile reisinin ihanetine uğrayan tomanbay tutuklanmıştı.

yenik imparator bir osmanlı subayının buyruğu üzerine attan indi. birisi onun ellerini çözdü, kılıçları hazır on iki asker bir anda çevresini sardı. tomanbay kaçmaya çalışacak gibi görünmüyordu. bağları çözülmüş ellerini sallayarak, gözüpeklikle sevgi gösterisinde bulunan halkı selamladı. sonra kendi gözleriyle birlikte herkesin gözleri ünlü kapıya ip yerleştirmekte olan cellada döndü.

tomanbay şaşırmış göründü; fakat dudaklarından gülümseme eksik olmadı. yalnızca bakışları keskinliğini yitirdi. halka, "benim için üçer kez fatiha okuyun." diye bağırdı.

binlerce kişinin mırıltısı her an biraz daha yükselerek duyuldu.

"rahman ve rahim olan allah'ın adıyla. alemlerin rabbi olan allah'a hamdolsun. rahman ve rahim. din gününün sahibi..."

son söz "amin", öfkeli, başkaldıran, uzayan bir çığlıktı. sonra birden kesin bir sessizlik. osmanlılar kendileri de etkilenmişler, duraksamışlardı. sonunda tomanbay onları uyardı.

"cellat, görevini yerine getir!"

ip tutuklu adamın boynuna geçirildi. birisi ipin öteki ucunu çekti. sultan önce bir ayağını kaldırdı, sonra yere düştü. ip kopmuştu. bir kez daha ip bağlandı. gerilim doruğa, dayanılmaz bir noktaya erişmişti. yalnızca tomanbay eğleniyor gibi görünüyordu. sanki kendini, yürekliliğin bir başka biçimde ödüllendirildiği bir başka dünyada duyumsuyordu. cellat ipi üçüncü kez bağladı. bu kez ip kopmadı. bir gürültü yükseldi. iç çekişler, haykırışlar ve dualar. zuveyla kapısı'nda serseri bir at hırsızı gibi asılan, nil koyağını yöneten en yürekli kişi, mısır'ın son imparatoru tomanbay öte dünyaya göçmüştü.