4.10.14

kutu adam

abe kobo

bakmak aşktır. bakılmak ise nefret. bakışın yarasına dayanmaya çalışırken surat buruşturulur; ama bakmaktan başka bir şey yapmamak herkese mahsus değildir. eğer bakılan kişi de bakarsa bir sonraki sefer bakmakta olan kişi bakılan kişinin tarafına döner.

küçük şeyleri düşününce yaşamaya devam etmek istediğime inanıyorum. yağmur damlaları.. daralan ıslak eldivenler.. çok büyük bir şeyi izlerken ölmek istiyorum. dünya haritası veya parlamento binası..

sağlıklı insanların göğüsleyemeyecekleri birtakım acılar çeken hastalara sempatiyle yaklaşmak gerekir.

intihar, bir tavır olması gerçeğinin yanında şerefli bir hareket tarzı da; ayrıca arzu veya akılla gerçekleştirilemez. ufak bir bağlılık, küçük bir iştah duraklama bahanesi oluyor.

akıl hastalığı ve fiziksel acının aynı oranda korkutucu olduğu durumlar var. o noktaya gelindiğinde bütün yollar iyidir.

boğazınız kuruysa size içki içen bir resminizin gösterilmesi hiç fayda etmiyor.

bir kadının bacaklarının cazibesi -bu cazibeyi inkar eden herkes ikiyüzlüdür- görsel olmaktan çok dokunsaldır.

çünkü her şeyden vazgeçilemez. eşyaları biriktirmek için bir çaba gerekir. ama onlardan kurtulmak için harcanan enerji daha da fazladır. bütün sahip olunan eşyalar, bir arada tutulmazlarsa, sanki her an rüzgarda dağılacaklarmış endişesinde olunur.

ölüm bir tür şekil değiştirmedir. ilk önce deri aniden mavileşir. sonra burun incelir, çene daralır ve küçücük olur; yarı açık ağız bıçakla yarılmış bir mandalina kabuğuna benzer ve kırmızı alt dişetleri yerlerinden çıkar. elbiseler bile değişir. nispeten daha kaliteli duranlar, birden, ucuza satılan, dikkat çeken ama aslında değersiz olan mallar haline gelir.