17.10.14

dostoyevski

stefan zweig

"tanrı bana bütün hayatım boyunca eziyet etti."

edebiyatın büyük sınır tanımazlarından olan dostoyevski, çağımızda bunların en büyüğüydü ve hiç kimse onun kadar, "sınırsızlık ve sonsuzluk yeryüzünün kendisi kadar gerekliydi." diyen bu atılgan, bu ölçüsüz adam kadar ruhun yeni ülkelerini keşfetmedi. hiçbir yerde durmadı, "her yerde sınırları aştım." diye yazar mektuplarından birinde gururla ve kendi kendini suçlayarak, "her yerde."

onun trajedisi cinsler arasındaki, kadınla erkek arasındaki trajediden daha büyüktür. insan onun kitaplarında yeniden doğrulur; ama kadınlara bakmak için değil, tanrı'sına karşı başı dik yürümek için. 

"her yerde ve her şeyde, hayatım boyunca sınırları aştım."

sibirya'dan bir kadına şöyle yazıyor: "size kendim hakkında şunu söylemek istiyorum ki, ben bu zamanın çocuğu değilim, inançsızlığın ve şüphenin çocuğuyum ben ve muhtemelen, hatta bundan eminim, hayatımın sonuna kadar böyle kalacağım; inanca olan özlemim bana ne kadar ıstırap verdi ve hala vermekte, ki ben inancın aleyhine ne kadar çok kanıt bulursam özlemim de o oranda artıyor."

"ne şartlar altında çalıştığımı bir görseler.. benden kusursuz şaheserler bekliyorlar; oysa ben en acı, en sefil sıkıntılar yüzünden alelacele yazmak zorundayım."

dostoyevski her zaman bir evet ve hayır, kendi kendini alçaltma ve yüceltme, son raddeye vardırılmış bir karşıtlıktır. bu abartılı kibir de sadece abartılı bir alçak gönüllülüğün yansımasıdır; ondaki aşırı halk bilinci sadece aşırı yüklenmiş kişisel hiçlik duygusunun karşıt duygusudur. 

"benim için gerçeklikten daha fantastik ne olabilir ki?"

onun eserine giden yolculuk bizi duygunun bütün araflarından, kötülüklerin cehenneminden, dünyevi acıların bütün basamaklarından geçirir: insanın acısından, insanlığın acısından, sanatçının acısından ve en sonuncusundan, en korkuncundan, tanrı acısından. yol karanlıktır; insan, içinden tutku ve hakikat aşkı ile yanmalıdır, yanlış yollara sapmamak için. onunkine girmeye kalkışmadan önce kendi derinliğimizi baştan sona dolaşmalıyız. o haberciler göndermez; sadece deneyim bizi dostoyevski'ye götürür. ve onun şahitleri yoktur, bedeninde ve zihninde sanatçının şu üç mistik biriminden başka: yüzü, kaderi ve eseri. 

"bütün acıların üstesinden geleceğim, sırf kendi kendime 'varım' diyebilmek için. işkenceler altında kıvransam bile, biliyorum ki 'varım'; ayağımda zincirlerle kürek çekerken hala güneşi görebiliyorum, göremesem bile yaşamaya devam ediyorum ve onun olduğunu biliyorum."