19.10.14

auschwitz

zygmunt bauman

modern devlet, denetimi altındakilere siyasi ve askeri iktidar kaygılarıyla konulan belli sınırlar içinde istediği her şeyi yapabilir. devletin, istediğinde aşamayacağı etik sınır yoktur; çünkü devletten daha yüksek etik güç yoktur. bireyin modern devlette etik ve moral yönden durumu, temelde auschwitz'deki bir mahkumla hemen hemen aynıdır. ya yetkililerin zorladığı davranış standartlarına uygun davranacak ya da onların çektirmek istediği sonuçlara katlanacaksınız. 

kişinin, kendi değer yargılarına ve vicdanının sesine aykırı davranmaya hazır olması yalnızca, yetkili birinden gelen buyruğun fonksiyonu değil, tek amaçlı, kesin ve rakipsiz bir otorite kaynağıyla karşılaşmasının sonucudur. böyle bir hazır olma durumu en büyük olasılıkla, muhalefete ve özerkliğe tahammülü olmayan ve hiyerarşisindeki itaat zincirinin istisna tanımadığı bir örgütte ortaya çıkar: iki üyenin aynı güçte olmadığı bir örgüttür bu. orduların çoğu, ağır suç işleyen çeteler, totaliter partiler ve hareketler, bazı mezhepler ya da yatılı okullar bu ideal tipe yakındır. 

ırkçılık, eğer koşullar elverirse, rahatsız edici kategorinin, rahatsız ettiği grubun ülkesinden çıkarılmasını ister. koşulların buna elvermediği durumlarda ise ırkçılık, rahatsız edici kategorilerin fiziksel olarak yok edilmesini ister. kovma ve yok etme, yabancılaştırmanın, birbirine dönüşebilen iki yöntemidir. 

hitler, yahudilerin vatana sahip bir devletleri olmadığı için evrensel güç mücadelesine, alışılmış biçimiyle toprak elde etmek amacıyla savaşarak katılmadıklarını ve bunun yerine ahlaksızca, sahtekarca, el altından yürütülen yöntemler edinmiş olduklarını ve bu durumun onları çok tehlikeli ve uğursuz bir düşman; üstelik hiç de doymak, uslanmak bilmez, bu yüzden zararsız hale getirilebilmesi için yok edilmesinden başka çare olmayan bir düşman durumuna getirdiğine inanır. hitler’in dili ve retoriği hastalık, enfeksiyon, haşere istilası, kokuşma, veba gibi ifadelerle doludur.

kitlesel yok etme eylemine duygu patlamaları değil, ilgisizliğin ölü sessizliği eşlik etti. bu bir halk şenliği değil, yüzlerce, binlerce boynu acımasızca sıkan kementin urganına sağlamlık veren bir lif haline gelen halk kayıtsızlığıydı. auschwitz yolu nefretle yapıldı ama kayıtsızlıkla döşendi. dünyalarından ve günlük yaşamlarından yahudilerin azar azar kaybolmalarını sessizce izlediler ya da hiç izlemediler.

holocaust bizim modern akılcı toplumumuzda, uygarlığımızın yüksek sahnesinde ve insanoğlunun kültürel zaferinin zirvesinde doğmuş ve uygulanmıştır ve bu nedenle toplumun, uygarlığın ve kültürün bir sorunudur. suçun almanlığı üzerine odaklanma girişimi aynı zamanda herkesi, özellikle de diğer her şeyi aklama çabasıdır. tüm bunlar "orada" -başka bir zamanda, başka bir ülkede- oldu. gurur duyduğumuz yaşam tarzlarımızın masumiyetinden ve aklı başındalığından kuşku duymak gerekmez artık.