17.9.14

yazmak

inci aral

yazılmış ve yayımlanmış her kitap insanın hayatını az çok değiştirir. düşünce ve duygularınızdaki karmaşayı düzene sokmak için yazdığınızı düşünürsünüz; ama her kitap görünenin altında bir derinlikte yol almak demektir ve içinizde bastırılıp kalmış her şeyi acımasızca yüze vurur.

sonra sığınaklar aranır, bulunur. gizlenmeler, kaçışlar, yabancılıklar. her şey acıtıcı biçimde ıssız ve dupdurudur orada. ayna duruluğunda. bir akşam durgunluğun pas rengi katmanları içinden sıyrılır, başkaldırmayla boyun eğiş arasındaki çizginin hangi yanında olduğunuzu düşünürsünüz. ve ne için?

bir masanın başında saatlerce oturabilmek için çok güçlü olmak gerekir. dayanıklılık ister yazmak.

kuşkum yok, biz yazan insanlar tek tek çok acı çekiyoruz. ama acılarımızı birbirimizden gizlemeyi yeğliyoruz. ben acılarımı onlarla bölüşmeyi hep istedim ve denedim. ama karşımdakiler alçak gönüllü ve açık olmamın, kendilerine beni küçümseme, çocuksu bulma hakkını verdiğini sandılar. hiçbirini görmek istemiyorum ve özlemiyorum artık. tersine, onlardan kaçmak ya da karşılaştığımızda onlara tasasız, mutlu görünmek istiyorum.

yaşamlarımız ve düşüncelerimizle, yaptıklarımız ve yazdıklarımız arasında bir uyum varsa da büsbütün çakıştıkları söylenemez. yazının kuralları vardır çünkü. ustalık, kesinlik gerektirir yazı. düşlere, yalanlara dayanır.

ben hoşnut olup olmadığımı bilemem hiçbir zaman. defalarca yazmaktan usandığımdan metnin benim için anlamını yitirmiş olduğunu bilirim. yazarken, düşüncelerimi ilk kez yazıya dökerken anlam taşır sözcükler, cümleler benim için. yalnızca o an etkileyici ve vurucudur. sonra her yazışta, duygu yükleri ve taşıdıkları anlam biraz daha azalır, durmadan yerleri değiştirilen, yorucu, ruhsuz sözcük kümelerine, yapı gereçlerine dönüşürler. en iyi oyunu kurmaya yarayan dama taşlarına.