9.9.14

çölün kızları arasında

friedrich nietzsche

o vakit, "gitme kal!" dedi, kendine zerdüşt'ün gölgesi adını koyan seyyah, kal bizimle, -aksi takdirde o eski, boğucu hüzün, çöker tekrar üzerimize.

şu ihtiyar büyücü, kendi fenalıklarının en iyisini bahşetti, bak işte, iyi, mutekit papa, gözünde yaş, malihulyalara dalıp gitmiş yine.

bırak şu krallar, istedikleri kadar, hallerinden memnun gözüksünler, hoş bir çehre takınsınlar: tanıkları olmasaydı eğer, bahse girerim ki, onlar da oynardı fenalık oyununu,

- sürüklenen bulutların, rutubetli karasevdaların, kapalı gökyüzünün, çalınmış güneşlerin, uluyan güz yellerinin fenalık oyununu,

- uğultularımızın, imdat feryatlarımızın fenalık oyununu; kal bizimle zerdüşt! burası dile gelmeyi arzulayan saklı sefilliklerle dolu, akşamla dolu, bulutla dolu, bunaltıcı havayla dolu!

besledin bizi erkeklere has yiyeceklerle, cesaret veren sözlerinle; izin verme, ziyafet sonrası zayıf, kadınsı ruhların üzerimize çökmesine bir kez daha!

sensin, tek başına, etrafımızdaki havayı sert ve berrak kılan! inindeki kadar güzel havayı, şu yeryüzünde, nerede bulabilirim ki?

ülke ülke gezip gördüm, öğrendi burnum pek çok havayı tecrübe ve takdir etmeyi; lakin burun deliklerim, ancak yanındayken varıyor tadına, hazlarının en yücesine!

yalnız -yalnız- ah, affet eski bir hatırayı! affet, çölün kızları arasında nazmettiğim, bir ziyafet sonrası türküsünü!

nitekim onların etrafında da bulunmakta temiz, aydınlık şarki hava; orada, en uzağındaydım, bulutlu, rutubetli, melankolik kadim avrupa'nın!

o vakit, meftunuydum şarklı kızların ve bir başka severdim üzerinde hiçbir bulutun ve hiçbir fikrin sarkmadığı diğer mavi gökyüzü krallığını.

inanmazdınız, nasıl da terbiyeli terbiyeli oturduklarına, raksetmezken, derin; ancak düşüncelerden uzak, minnacık sırlar gibi, kurdelelerle süslü muammalar gibi, ziyafet sonrası cevizleri gibi-

alacalı ve yabancı tanrı için! lakin bulutsuz: bilinebilir muammalar: böylesi kızların hatırı için bir ziyafet sonrası mezmuru nazmetmiştim o vakit.

böyle buyurdu seyyah, kendine zerdüşt'ün gölgesi adını koyan; henüz biri yanıtlamamışken onu, yapıştı ihtiyar büyücü'nün arpına, bağdaş kurup, istifini bozmadan etrafını bilgece süzdü: -lakin soludu havayı, burun delikleriyle usul usul ve sorarcasına, tadına bakar gibi, yeni ülkelerde, yeni havaların. nihayet başladı türküye, bir çeşit kükremeyle.

çöl çoğalır: vay haline, içinde çöller saklayanın.