6.9.14

10½ bölümde dünya tarihi

julian barnes

korkunun yol açtığı şeyler gerçekten çok şaşırtıcıdır.

kötü şeyleri görmezden gelmek insanın onlara katlanmasını kolaylaştırır. ancak siz kötü şeyleri görmezden gele gele sonunda kötü şeylerin hiçbir zaman var olmadığına inanmaya başlıyorsunuz. kötü şeyler sizi hep şaşırtıyor. silahların öldürmesi, paranın yozlaştırması, kışın kar yağması, sizi şaşırtıyor. böylesi bir safdillik sevimli olabilir; ne yazık ki tehlikeli de olabilir.

suçu başkasının üstüne atmak, ilk içgüdüsel tepkiniz hep bu olmuştur sizin. ve eğer suçu bir başkasının üstüne atamazsanız, o zamanda sorunun zaten bir sorun olmadığını iddia etmeye başlarsınız. oyunun kurallarını yeniden yazar, kale direklerini değiştirirsiniz.

bir şeyin kolay olduğu izlenimini yaratmak, dünyanın en zor şeyidir.

ironi, insanların kaçırdıkları şey olarak tanımlanabilir.

düşünüp taşınıp insanları zekice fikirler üretmeye yöneltmek için iyi bir felaketten daha iyisi yoktur.

erkekler çoğunlukla haklı olduğunuz için sizden nefret ederler.

yaptıklarımı yapan bütün öteki insanları hayal ediyorum ve bu bana umut veriyor. insan ırkının bir içgüdüsü olmalı bu, öyle değil mi? tehdit edildiğinde, etrafa dağılıyor. sadece tehlikeden kaçmakla kalmıyor, bir tür olarak hayatta kalma şansımızı da artırıyor.

eğer etrafta anlatacak biri olmazsa öykü iyi bir öykü olmaz.

gustave flaubert: dünyaya geldiğimiz andan itibaren oramız buramız dökülmeye başlar.

salt yenilik bir şeyin değerli olduğunu kanıtlamaz.

tanrı'nın kelamını vaaz edenler tanrı'nın kelamına göre yargılanmalı ve eğer bir noksanları bulunursa daha da sert cezalandırılmalıydılar.

"yaşam bir aldatmacadır ve her şey bunu gösterir.
bir zamanlar böyle düşünüyordum, şimdi ise biliyorum." (john gay?)

kuramcılar, daha geniş bir ölçekte, yaşamın en iyi uyum sağlayanın hayatta kalmasından ibaret olduğunu ileri sürüyorlardı. beesley'le ilgili varsayım da "en iyi uyum sağlayanlar"ın aslında en kurnaz kişiler olduğunu kanıtlamıyor muydu? kahramanlar, erdem sahibi karakterli insanlar, soylu kan taşıyanlar; hatta kaptan (özellikle de kaptan!) hepsi gemiyle birlikte denizin dibini boylamışlardı; oysa korkaklar, ödlekler, sahtekarlar, bir cankurtaran sandalıyla gizlice sıvışmak için gerekçeler bulabilmişlerdi. bu, insan genlerinin sürekli yozlaştığının, köyü kanın iyi kanın yerine geçtiğinin güçlü bir kanıtı değil miydi?

mavis gallant: bir çiftin ne olduğu biçimindeki sır, elimizde kalan hemen hemen tek gerçek sırdır; sonunda bu sırrın ne olduğunu anladığımızda artık edebiyata ve dolayısıyla da aşka ihtiyaç olmayacaktır.

philip larkin: bizden geriye kalacak olan aşktır.

bir süre sonra, insanın her istediğini her zaman elde etmesi insanın her istediğini her zaman elde edememesine yakın bir şey oluyor.

ben kendi payıma, tohuma kaçmış bir bekar ya da cinsel açıdan soğuk bir eş yerine, zina yapan bir koca ya da aklı hep orasında olan biri tarafından yönetilmeyi yeğlerim.

dünya tarihi bize savaşta belirleyici faktörlerin yuva özlemi çeken duygusal ruhlar değil, yeni bir ok başı, kurnaz bir general, dolu mide ve yağma beklentisi olduğunu göstermektedir.

acaba tarih kendini ilk kez trajedi, ikinci kez fars olarak mı yineliyor? hayır, bu çok görkemli, çok düşünülüp taşınılmış bir süreç olurdu. tarih sadece geğiriyor ve bizler onun yüzyıllar önce yuttuğu çiğ soğanlı sandviçin kokusunu yeniden duyuyoruz.

erkekler bir kadını yatağa atabilmek için "seni seviyorum"; kadınlarsa erkekleri evliliğe zorlamak için "seni seviyorum" diyeceklerdir; her ikisi de duyulan korkuyu yatıştırmak, kendilerini eyleme sözcükler kullanacak ikna etmek, vaat edilen koşulların gerçekleşmiş olduğuna kendilerini inandırmak, aşkın henüz bitmemiş olduğu konusunda kendilerini aldatmak için "seni seviyorum" diyecektir. böyle kullanımlardan kaçınmalıyız. "seni seviyorum" ifadesi dünya pazarına çıkmamalı; bir para, bir hisse senedi olmamalı, bize kazanç sağlamamalıdır. bana göre bu uysal cümleyi, var olmayan saçların yukarı kaldırıldığı bir enseye fısıldamak için saklamak gerekir.

yatak, insanın yakalanmadan yalan söyleyebileceği, karanlıkta iniltiler çıkarıp bağırabileceği ve sonra da "performansı"yla böbürlenebileceği başlıca yerlerden birisidir. seks rol yapmak değildir (kendi senaryonuza ne denli hayranlık duyarsanız duyun); gerçeği anlatır. seksin işi hakikatledir. karanlıkta birbirinizi nasıl okşadığınız, dünya tarihini nasıl gördüğünüzü gösterir. durum bu denli basittir.