10.8.14

acı

marguerite duras

açlığın yarattığı yanmayı hiçbir şey dindiremez.

çok fazlalar, ölüler gerçekten çok fazla. yedi milyon yahudi öldürüldü, hayvanların çektiği arabalarca taşınıp bu iş için hazırlanmış gaz odalarında gaz verildi onlara; bu iş için hazırlanmış fırınlarda yakıldılar. paris'te hala yahudilerden söz edilmiyor. onların yeni doğan çocukları, şahdamarına baskı uygulayarak insan öldürmekte uzmanlaşmış, yahudi çocuklarını öldürmekle görevli kadınlar örgütüne verildi. gülümseyerek, acısız, diyor onlar. düzenlenmiş, ussallaştırılmış ölümün almanya'da keşfedilen bu yeni yüzü insanı kızdırmaktan çok öncelikle şaşkına çeviriyor. şaşıp kaldık. hala nasıl alman olunabilir? başka yerlerde, başka zamanlarda buna benzer bir şeyler aranıyor. yok. kimileri şaşkın, iyileştirilemez durumda kalacaklar.

dünyanın en büyük uygar uluslarından biri, tüm zamanlarda müziğin başkenti, devletin belirlediği, kusursuz bir yöntemle 11 milyon insanı katletti. tüm dünya tanrı kulunun komşusuna verdiği ölüm dağına, yığınına bakıyor. şu ya da bu alman edebiyatçının adı geçiyor, olaylardan etkilenip içi kararmış, bunların üstüne düşünmeye başlamış. bu nazi suçu dünya ölçeğinde gerçekleşmeseydi, ortak ölçeğe yayılmasaydı, belsen toplama kampında, gecenin tekinde, komutansız, üniformasız, tanıksız, tek başına, ortak bir ruhla ve işlerin yoldan çıkmasına neden olmuş sınıf bilincinin ta kendisiyle ölen adama ihanet edilirdi.

nazi dehşeti ortak bilince değil de almanlara mal edilirse, belsen'deki adam sadece bir bölgeyle kısıtlı kalır. bu suçtan çıkarılabilecek tek yanıt onu herkesin suçuna dönüştürmektir. onu paylaşmaktır. tıpkı eşitlik, kardeşlik düşüncesi gibi. ona katlanabilmek için, düşüncesine dayanabilmek için, suçu paylaşmaktır.

umudun tümden yitimine ve onu izleyen boşluk duygusuna tanık oldum: insanlar anımsamıyor, bellek yok.

insan her şeyin üstesinden gelebilir.

dünya üstünde yazgısının belirlendiği yerler arasında, paris her zaman simgesel olmuştur.