4.7.14

karanlığın yüreği

joseph conrad

edebiyattaki tüm büyük eserler simgeseldir ve bu bize karmaşıklık, güç, derinlik ve güzellik katmıştır.

kadınların gerçeklerden bu denli bihaber olmaları ne tuhaf! kendilerine ait bir dünyada yaşıyorlar, daha önce asla böyle bir dünya olmadı ve asla da olmaz. her şey ne kadar da tozpembe ve şayet böyle bir dünya kurabilselerdi, daha ilk gün batımını görmeden dağılır giderdi. dünyanın kurulduğu günden beri biz erkeklerin hiç şikayet etmeden birlikte yaşamaya alıştığı bazı kahrolası gerçekler kadınların dünyasını tepetaklak ederdi.

genel olarak bünyelerin bozguna uğradığı ortamlarda mükemmel bir sağlığa sahip olmak başlı başına bir güçtür.

yalanda pis bir ölüm kokusu vardır. dünyada en tiksindiğim, en unutmak istediğim şey de budur. çürümüş bir şeyi ısırmış gibi midemi bulandırıp kötü hissettiren bir şey.

rüyaya ilişkin hiçbir şey, rüya hissini, çalkantılı bir isyan mücadelesiyle iç içe geçmiş o anlamsız, şaşırtıcı ve sersemletici, rüyaların özü olan o tutsak düşme hissini aktaramaz.

insanın aklı her şeye yeter; çünkü her şey, tüm geçmiş ve gelecek, o aklın içindedir.

aşırı korkak ve duyarlı bir budala her zaman güvendedir.

geçmek bilmeyen, ölümcül bir açlığı, çileden çıkaran ıstırabını, beraberinde getirdiği karanlık düşünceleri, gaddarlığını bilir misiniz? açlığa karşı hakkıyla savaşmak insanın doğuştan gelen tüm gücünü tüketir. böylesine uzun bir açlığa katlanmaktansa, mahrumiyet, namussuzluk ve ruhun cehennem azabına kapılıp mahvolmasıyla yüzleşmek daha kolaydır. acı ama gerçek.

aşırı bir keder bile sonunda şiddete dönüşebilir; fakat genelde hissizlik ve kayıtsızlığa dönüşür.

dünya bizim için yaşanacak, görüntülere, seslere ve tabii ki kokulara tahammül etmemiz gereken bir yerdir.