9.7.14

juan goytisolo

neyyire gül ışık

yazar 1931 yılı başlarında dünyaya geldi, ispanya'nın talihsiz 2. cumhuriyetinin ilanından 3 ay önce. barcelona'nın varlıklı ve seçkin ailelerinden birinin çocuğuydu; büyükbabası zamanında katalonya'dan küba'ya gitmiş, orada şeker kamışı yetiştiriciliğinden zengin olmuş, ülkesine döndüğünde torunlarının yaşayacağı görkemli malikaneyi yaptırmıştı. 1936 yazında ülkede patlak veren iç savaş ve onu izleyen dikta rejimi halkın büyük çoğunluğu gibi yazarın da yazgısını tümden değiştirdi. annesi şehre indiği bir gün barcelona'yı bombalayan milliyetçi uçakların kurbanı oldu; geriye ölüsünün yanından topladıkları çantasında üç oğlu için aldığı tahta oyuncaklar kaldı. üçü de daha sonra 50'ler kuşağının önde gelen edebiyatçılarına dönüşen evlatları ömür boyu o travma ile yaşayacaklardı. olay sırasında 5 yaşında olan juan'ı her ölüm o her şeyin başındaki ilk aşılmaz ölüme iletecekti.

dulluğun depresyonuyla içine kapanarak erkenden çöken babasının yanında yetişen goytisolo okulda çağın ilkelerine uygun bir öğrenim ve dinsel eğitim aldı; belki de bunun sonucunda, inanç ve ibadet dünyasıyla ilişkisini erkenden kesti. yazında kendi kendini okuyarak geliştirdi, ilk gençlik yıllarından başlayarak, öykü ve romanlarıyla kendi yazar yeteneğini ortaya koydu; ama baskıcı, dar çevresi bu uğraşını geliştirmeye pek elverişli değildi. 1953'ten başlayarak paris'e yolculuklar yapmaya başladı. orada yazar monique lange ile tanıştı. o tarihlerde başlayan birliktelikleri goytisolo'nun eşcinsel yaşantısına karşın sürüp gitti; zamanla derin bir dostluk ve karşılıklı anlayışa dönüştü, 1978'de evlilikle noktalandı. 20 yıl sonra monique'in ölümü "ara perde" romanının kaynağındaki derin sarsıntı olacak ve yazarı kendi hayatını ve insanlığın öyküsünü yeniden gözden geçirmeye, sorgulamaya sürükleyecekti.

juan goytisolo paris'e, eşinin yanına yerleştikten sonra, ülkesine ve babaevine ancak tatillerde, kısa sürelerle, çoğu zaman onunla birlikte döndü. yaşamını öykü, roman, denemeler yazarak, yeryüzünün çeşitli ülkelerini yorulmak bilmeden gezerek geçirdi; bu arada sıcak savaş bölgelerinde, özellikle kafkaslarda, çeçenistan'da uzun röportajlar yaptı. gençlik ideallerinin yıkılışını, komünizmin bozgununu gördü; aklın ışığında yenildiler, kökleri kazındı sanılan bağnazlıkların, boş inanışların, tantanalı alaylar ve papaz cübbeleriyle eski sosyalizm ülkelerine geri döndüklerine tanık oldu. insanlığın son birkaç bin yıllık uygarlık deneyiminden elde avuçta olumlu bir ürün kalmıyordu doğrusu.

islam dünyasına ve kültürüne, müslüman ülkelerine ve insanlarına büyük bir ilgi duyan yazar, 1980'lerde komşu fas'a yerleşti, tarihsel marakeş kentinin merkezinde, orta çağ'daki havasını bugüne dek koruyan ünlü camiü'l-fena meydanı'nın yanı başında, ünlü kutubiye camii'nin yakınında, geleneksel mimarisini koruyan avlulu, avlusunda portakal ağaçları bulunan bir ev aldı. evinin terasından atlas dağları görünüyor.

juan goytisolo şimdilerde dünyayı dolaşmıyor artık. ancak seyrek olarak, konferans vermek ya da bir yapıtını sunmak için yolculuğa çıkıyor. eşinin ölümünden sonra paris'ten elini çekti, marakeş'teki evinde, kitaplarıyla baş başa yaşıyor; vaktini çalışma odası, çatıdaki gözlem yeri ve sokaklar arasında geçiriyor, her gün uğradığı meydanın tanınmış tiplerinden biri. eski bir faslı dostunun ailesiyle aynı çatı altında oturuyor, hizmetini üstlenmiş bulunan ailenin iki küçük çocuğunu evlat edinmiş. yeryüzünde kendi coğrafyasında, kendi birikimine ve eğilimlerine uygun, özgün bir yaşam süren "bir garip avrupalı" o.