22.7.14

hınç ayları

pascal bruckner

eğer kendisine partner bolluğu ve aşk malzemesi yenileme konusunda güvence verilmiş olsa tek eşliliğin yavan çorbasından anında vazgeçmeyecek sevecen bir koca, iffetli bir hanım yoktur.

gerçek güzellik, çokluktan alınan zevktir; ten renklerinin çeşitliliğinde, yüzlerin sayısının kabarık oluşunda yatar; en güzel kadınlar insanın henüz tanımadığı kadınlardır.

rastlantıya inanılırsa bir otobüs bile cennetin bekleme odası olabilir.

aşkın her şekli, ne kadar uyumlu olursa olsun, içinde bir dram ya da gizli bir kaba güldürü barındırır. en namuslu insanın yapısında her zaman iğrenç bir varlığa dönüşüverme eğilimi vardır.

herkes bir gemi güvertesinde başına bir şey gelmeyeceğini bilir; ama insan orada mutluluğa benzer mükemmel bir can sıkıntısı duyar.

scott fitzgerald: erkek ya da kadın, bir başkasının kişiliğinde yok olmamaya dikkat et.

kadınlar genellikle yanında güzel kadın bulunan erkekleri arzularlar. isterse çirkin ve küstah olsunlar, yanlarında güzel bir kadının bulunması bu erkeklere hemen kıyaslanamaz bir değer katar.

sizi seven varlıklardan sakınmanız gerekir; çünkü onlar aynı zamanda en berbat düşmanlarınızdır.

mizah, iki cinsiyetin bir an onları birbirinden ayıran şeyi unutmayı kararlaştırarak birbirlerine verdikleri hazdır.

erkek olsun, kadın olsun, insan soyunurken, genellikle giyinikken sahip olduğu çekiciliği kaybeder. çıplaklık, kesimi kötü bir elbisedir; insan onun içinde kendini sıkıntı içinde hisseder.

kalçalar cennetin bir tasviri, zenginliğin bir simgesi, yaşayan bir bolluklar ülkesidir. inananlara ve yoksullara çekici gelmeleri bundan kaynaklanır.

bize öteki olmadan yaşayabileceğimiz düşüncesini benimsettiğine göre ayrılık kopmanın öncelemesidir.

sevmek demek, karşıdakinin sizin üzerinizde sonsuz bir iktidar uygulamasına razı olmak demektir.

bizim için en değerli varlık, en fazla korktuğumuz kimsedir. kıskançlık, en ufak bir kuşkuyu kesinliğe dönüştüren dehşet içindeki hayal gücünün bir biçiminden başka bir şey değildir.

mutluluğun sıradan olmayan bir tarihçesi vardır. mutluluk unutma sonucu belleğin bulanmasıdır. evrelerin, aşırı yoğun oluşları nedeniyle bizzat kendi mükemmellikleri tarafından silinmiş, bulanık bir sonsuzlukta donup kalmış anıları.

birbirini sevmek demek, tamamen masum budalalar olmak için birlikte olma özgürlüğü adına sözlüğü durmadan güncellemek demektir.

melodisi ondan daha hüzün verici bir müzik aleti yoktur.

hoşgörü en müstehcen durumları engelledi; cinsellik bugün artık kutsallığın erdemlerine bile sahip olmayan zavallı bir günah. çağdaş sefihi tehdit eden şey gözden düşme değil, can sıkıntısıdır.

doğu, batılıların kafasında yeşeren yanlış anlamalar toplamıdır.

büyük şehvet anları, genellikle uyuklayan güçleri yeniden canlandırdıkları için derhal gaddarlığa dönüşebilirler. sarhoşluktan ayılmada her zaman bir öfke vardır.

hayran olmak peşinen nefret etmek, bir konuma yükselttiğiniz kadın ya da erkeği daha işin başında azletmek demektir. 

kendi geçmişinden, atalarının geçmişinden bir şey öğrenemeyen, mutsuzlukları yeniden yaşamaya mahkumdur.

"veren insanın diz çökmesi ve ona verme olanağı sağlamış olduğu için alan insana teşekkür etmesi gerekir." (vivekananda) 

aşıklar kavuştukları anda küle dönüşürler.

bir kişiye sadakat, eşit bir tahrik duygusuyla telafi edilmediği için çok pahalı ödenmiş bir bedeldir. tercihlerin fazlasıyla yöneldiği bir varlık tüm erkeklerin, tüm kadınların yerini almak gibi ezici bir yük altındadır. olacak iş değil: kimse kalabalıklar gibi çeşitli ve değişik değildir.

soren kierkegaard: kadın doğası, direnme görünümü altında bir teslimiyettir.

her ilişkinin, gözden düşüşü de dahil, önceden kestirilebilir bir hayat dönemi vardır. deneyim yeni bir duyguya kavuşmamızı engeller, mutlu cahilliğin içimizdeki saflığını öldürür.

nefret, aşkın ters yüzüdür.

kötülüğün görünüşte iç karartıcı tekdüzeliğindeki tahrikler, şehvetinkilerden daha yoğundur.

engeller ortadan kalkınca arzu yavan bir hal alır. çünkü arzu kurnazlığın oğludur. dolambaçlı, dikenli yollar ister; doğru çizgi onu sıkar.

insan ne kadar az yaşarsa o kadar az yaşama arzusuna sahiptir.

bir çift nedir? güvence karşılığında varoluştan vazgeçiş, yasal aşkın cazibesiz yüzü. bayağılığa en az yatkın olanları bile bayağılaştıran bu gizli oturum, en kıpır kıpır insanları hantallaştırır.

dolap çevirmek, onlara hiç özgürlük tanımayan bir dünyada kendilerine böylece bir özgürlük alanı yaratan güçsüz insanların, kadınların, çocukların silahıdır.

genelev, tıpkı metro gibi, evrenleri ve farklı konumları birbirine yaklaştıracak halka açık en son alanlardan biridir. genelevler gettosunda sıradan mahallelerde görülen uzaklaştırmalar bir süreliğine durur.

ne kadar yakışıklı, çekici, zeki olursanız olun yeteneğinizden, başarınızdan nefret eden ve daha az şanslı kimseleri sizden üstün tutan bir kadın her zaman olacaktır; ya da kaybetmiş ve mutsuz durumdaysanız bu çirkinliğinizi, bu başarısızlığınızı başınıza kakacak başka kadınlar olacaktır.

birileri tarafından hayran olunup birileri tarafından nefret edilmek ve çoğunluk tarafından dikkat çekmemek içler acısı bir deneyimdir.

hakkımızda ne kadar iyi şeyler söylenirse söylensin, bu bize yeni bir şey öğretmez ve her zaman başka onaylamalara, kendileri de oturmamış olan başka gerçekliklere ihtiyaç vardır. bir erkeğin ya da bir kadının gönlünde ilk sırada yer almak gülünç bir teklifsizliktir.

aşıkların birbirlerine karşı acımasızlıkları polislerinkinden kat kat fazladır.

nasıl ki başkasını kırılganlıkları içinde sevmek soylu bir davranışsa, en küçük zaafları üstünde durarak onu güçsüz düşürmek de bir o kadar aşağılık bir davranıştır.

insanı büyük bir üzüntüden çok daha fazla yıpratan önemsiz gaddarlıklar silsilesini gözardı etmemek gerekir.

kötü insanları gözümüzde, sürekli haksızlık yapmaya programlanmış canavarlarmış gibi canlandırırız. oysa hiç de öyle değildir; bunlar iyi aile babaları, iyi memurlar gibi sıradan insanlardır; bir yüz yüze gelme zayıflığı aniden onlara işkence konusunda kesintili bir kariyerin yollarını açmıştır. 

ketumluk saygınlığın modern şeklidir.

çift halinde yaşamamak, insanın kendi efsanesinden vazgeçmesidir; kıytırık bir söylenti elde etmek amacıyla bir tarihin birliğini kaybetmektir.

sadık insanlar her şeyden önce isteksiz insanlardır; onları benim gözümde kabul edilemez kılan da işte budur.

felaketin en kötüsünde bile, insanların içinde kimsenin kıramayacağı bir şey vardır.

intikam dediğin ince eleyip sık dokuyan bir şeydir; ayrıntılara girer, yaraları azdırır. evren bundan korkunç bir zenginlik kazanır.

kötü adamın akıllara durgunluk veren ustalığı, bir yandan oyununu oynarken öte yandan onu açığa vurması, zalimliğine bir de yüzsüzlüğü katmasıdır. kendini tehlikeye atmadan kartlarını açan birinin duyduğu haz gibisi yoktur.

zaten kanamakta olan bir ruhu yaralamaktan daha güzeli var mıdır?

bir insanda her şeyi bağışlıyoruz; kabalığını, saçmalığını.. bir tek, yanında canımızın sıkılmasını bağışlayamıyoruz.

yeni yollar açan yenilgiler olduğu gibi, insanı çıkmaz sokağa sürükleyen zaferler de vardır.