15.7.14

filozof

denis diderot

bir akşam, efendisi ezop'a der ki: "ezop, hamama git, kalabalık değilse yıkanırız." ezop yola koyulur. yolda atina devriyesine rastlar. "nereye gidiyorsun?" nereye mi gidiyorum? hiçbir fikrim yok." der ezop. "hiçbir fikrin yok mu? doğru hapishaneye." "eh!" diye atılır ezop, "nereye gittiğimi bilmiyorum dememiş miydim? niyetim hamama gitmekti; ama bakın işte kodese gidiyorum."

her erdem ve her kusur bir gün doğar, başka bir gün miadını doldurur. fiziksel gücün zamanı ayrıdır, onu kullanma becerisinin ayrı. yiğitliğe bazen daha az, bazen daha çok kıymet verilir; sıradanlaştıkça övünülecek yanı azalır, daha az methedilir. insanların eğilimlerine bir bakın, içlerinde bazıları dünyaya çok geç gelmiş gibi görünecektir; adeta başka bir yüzyıla aittirler.

bir gün, çamaşırcının tezgahı dibinde oturan bir çocuk avazı çıktığı kadar bağırıyormuş. onun bağırtısından rahatsız olan satıcı ona, "dostum, niye bağırıyorsunuz?" demiş. "bana a dedirtmek istiyorlar da ondan." "peki niçin a demek istemiyorsunuz?" "çünkü ben a der demez b dedirtmek isteyecekler."

ileri gelenler filozoflardan nefret eder; çünkü filozoflar onların önünde diz çökmezler. memurlar toplumsal konumları gereği izinden gittikleri ön yargıları muhafaza ettikleri için, rahipler onları sunaklarının önünde pek görmedikleri için, şairler de felsefenin güzel sanatları baltaladığını düşünen ilkesiz tipler oldukları için onlardan nefret ederler, kendi camialarında da iğrenç taşlamalarda bulunanların dalkavuktan başka bir şey olmadıklarını hesaba katmaksızın. halk onlardan nefret eder; onu ezen zorbaların, kandıran dolandırıcıların ve eğleyen soytarıların kölesi olduğu için.