8.6.14

görünmez canavarlar

chuck palahniuk

doğumunuz, hayatınız boyunca düzeltmeye çalışacağınız bir hatadır.

aynen paranın iktidar unsuru olması gibi, aynen silahın iktidar unsuru olması gibi, güzellik de bir iktidar unsurudur.

ne kadar dikkatli olursanız olun, hep bir şeyleri kaçırmış gibi hissedeceksiniz; sizi derinden etkileyen, tamamını tecrübe edemediğinizi söyleyen o berbat his. dikkat kesilmeniz gereken dakikaları hızla geçmenizin yarattığı o zavallı duygu hep kalbinizde olacak.

her akıllı kadın yakışıklı bir erkeğin kendisinin en iyi aksesuarı olduğunu bilir.

ve evli insanlar hep cevabın aşk olduğunu sanırlar.

evie güzel insanların asla birlikte olmamaları gerektiğini söyler. çünkü birlikte olduklarında yeterince ilgi çekemezlermiş. evie'ye göre iki güzel insan bir araya gelince, güzellik standardı tamamen değişir. evie, bunu hissedebilirsin der. ikiniz de güzelseniz, ikiniz birden güzel değilsinizdir. birlikte, bir çift olunca, parçalarınızın toplamından daha değersiz olursunuz.

şu insanların televizyona çıkmak için yemeyeceği şey yok.

ne yersen, o olursun.

izleyici olmadan histeri krizi geçirmek imkansızdır. insanın kendi başına paniğe kapılması, boş bir odada kendi kendine gülme krizine tutulmasıyla aynıdır. insan kendini gerçekten aptal hisseder.

şimdi, bütün hikayeni anlatacaksın. hepsini yazacaksın. bana hikayeni tekrar tekrar anlatacaksın. bana bütün gece yürek paralayan boktan hikayeni anlat. anlattığın şeyin sadece bir hikaye olduğunu anlayacaksın. ve aynı şeyleri bir daha yaşamayacağını. anlattığın hikayenin sadece kelimelerden ibaret olduğunun farkına vardığında, geçmişini bir kağıt gibi buruşturup çöpe atabildiğinde, işte o zaman senin kim olacağına karar vereceğiz.

profesyonel mankenlik, sütlaç veya yeni bir çift ayakkabı gibi şeylere abartılı tepki gösterip karşılığında para kazanmak demektir.

televizyondaki şu talk showlarda olduğu gibi, yeterince izleyici bulunca dürüst olmak çok kolaydır. eğer yeteri kadar insan dinliyorsa, her şeyi söyleyebilirsiniz. kalabalık bir izleyici karşısında insanın tüm duyguları zirveye vurur. ya gülme krizine tutulursunuz ya da ağlama krizine, arası yoktur.

gerçek mutluluğu bulmanın tek yolu, bütün bedeninizi keserek açma riskini göze almaktır.

insanlara hafta sonu tatilinde ne yaptıklarını sormamızın tek nedeni, kendi haftasonu tatilimizi anlatma isteğimiz.

bu yarışmayı kazanarak, iki ödülden birini, yani perakende fiyatı üç bin dolar olan broyhill marka beş parçalı oturma odası takımı veya avrupa'daki eski dünyanın cazibesine on günlük bir seyahati seçme şansına sahip oluyorsunuz. çoğu insan oturma odası takımını seçecektir. çünkü insanlar çabalarının karşılığı olarak bir şey göstermek istiyorlar. firavunlar ve piramitleri gibi. güzel bir oturma odası takımına sahip olsalar bile seçme şansı tanınan insanların çok azı, seyahati seçerdi.

gelecek bazı insanlar yüzünden yitip gidiyor.

yarışma programlarında, bazıları fransa seyahatini seçer ama çoğunluk çamaşır yıkama ve kurutma makinesini seçecektir.

yarışmalar, eğitimimizden geriye kalan rastgele ve değersiz gerçekler hakkında kendimizi daha iyi hissetmemiz için düzenlenirler.

ancak ve ancak bu gezegeni yiyip bitirdikten sonra tanrı bize yenisini verecek. yarattıklarımızdan çok yok ettiklerimizle hatırlanacağız.

hepimiz kendimizin gübresiyiz.

kimden nefret edeceğimizi bilemediğimiz zaman kendimizden nefret ediyoruz.

kendinizi sürekli olarak dönüştürüp kullanışlı hale getirmelisiniz.

sevdiğiniz ve sizi seven kişi asla ama asla aynı kişi değildir.
seni seven kişiyle, senin sevdiğin kişi asla aynı insan değildir.

dış dünyayla başa çıkmak istiyorsan, insanların yüzünü görmesine izin vermeyeceksin. dünyada herhangi bir yere gidebilirsin; yeter ki insanların gerçekte kim olduğunu bilmelerine izin verme. tamamen normal, sıradan bir hayat sürebilirsin. yeter ki hiç kimsenin gerçeği öğrenecek kadar yakınına sokulmasına izin verme.

insanlar bir şeyleri bilmemeye dayanamazlar. özellikle de erkekler her dağa tırmanmak, her yerin haritasını çıkarmak isterler. her şeyi etiketlemek. her ağaca işerler ve sonra bir daha asla aramazlar.

dünyadaki en sıkıcı şey, çıplaklıktır. en sıkıcı ikinci şey ise dürüstlüktür.

hemen her seferinde kendinize birini sevdiğinizi söylersiniz ama aslında onu sadece kullanıyorsunuzdur. bu, sadece aşk gibi görünür.

magnus bir seferinde ailelerimizin tanrı olduğunu söylemişti. onları sever, mutlu etmek isteriz ama kendi kurallarımızı koymaktan geri kalmayız.

önce aileniz size hayat verir ama sonra onların hayatını yaşamanızı ister.

nasıl bir arabanın görünüşünden sorumlu değilsen, kendi görünüşünden de sorumlu olmadığını bilmelisin. sen de en az bir araba kadar ürünsün. bir ürünün, ürününün, ürünü. arabaları dizayn eden adamlar da birer ürün. senin ailen bir ürün. onların ailesi de birer üründü. öğretmenlerin, ürün. kilisedeki papaz, başka bir ürün.

bazen bastığın boku temizlemenin en iyi yolu, kendini kıymetli, küçük bir ödül gibi görmemektir.

dünyadan kaçamazsın ve nasıl göründüğünden de sorumlu değilsin; ister çok güzel görün ister bok gibi. hislerinden, sözlerinden, davranışlarından veya yaptığın herhangi bir şeyden sorumlu değilsin. bunların hiçbiri senin elinde değil. nasıl bir cd üzerine kaydedilmiş olandan sorumlu değilse, biz de değiliz. programlı bir bilgisayar kadar özgür davranabilirsin. bir dolar banknotu kadar biriciksin. her ne düşünüyorsan, onları milyonlarca başka insan da düşünüyor. her ne yapıyorsan, onlar da yapıyor ve hiçbiriniz sorumlu değilsiniz. çünkü hepiniz ortaklaşa bir çabadan ibaretsiniz.

yaptığın her şey sıkıcı ve modası geçmiş olabilir ama yine de kesinlikle kabul edilebilir. güvendesin çünkü kendi kültürüne sıkışıp kalmışsın. tasarladığın her şey iyidir çünkü onu sen tasarladın. herhangi bir kaçış yolu tahayyül edemiyorsun. çünkü hiçbir çıkış yolu yok. dünya senin hem beşiğin, hem de kapanın.

kültürümüzden bir kaçış yolu bulsan bile, bu da bir kapandır. bir kapandan kurtulmaya çalışmak başka bir kapanı tetikler. en iyisi savaşmaktan vazgeçmektir, bırak gitsin. sürekli bir şeyleri düzeltmeye çalışmaktan vazgeç. bir şeyden ne kadar çok kaçarsan, o kadar uzun süre ona katlanmak zorunda kalırsın. bir şeyle savaştığında, onu sadece daha da güçlendirirsin. yapmak istediğin şeyi yapma. yapmak istemediğin şeyleri yap. sana istememen gerketiği öğretilmiş olan şeyleri yap. saadetin peşinden gitmeyi bırak. seni en çok korkutan şeyleri yap.

benim kendimi koruyamayacak kadar büyük bir sıçış yapmaya ihtiyacım var.

felakete hiç düşünmeden atlamak gerekir.

bütün hayatınızı tanrı olmak için harcayıp sonra da ölürsünüz.

kendi sorunlarınızı paylaşmadığınız zaman, başkalarınınkini dinlemeye dayanamazsınız.

tanrı sadece bizi izliyor ve can sıkmaya başladığımız zaman bizi öldürüyor. asla ama asla can sıkıcı olmamalıyız.

çirkin, kambur kızlara nasıl baktığınızı bilirsiniz; onlar öyle şanslı ki.. geceleri kimse onları bir yerlere zorla götürmediği için doktora tezlerini vermekte zorlanmazlar. kasık bölgelerinde kıl dönmesi olduğunda moda fotoğrafçıları tarafından azarlanmazlar.

en çok korktuğun şeyi bul ve gidip orada yaşa.