16.6.14

baştan çıkarıcının günlüğü

søren kierkegaard

bir kız ilk bakışta ideali uyandıracak kadar derin bir izlenim bırakmıyorsa onun gerçeği de pek arzulanacak bir şey değil demektir.

bir genç kızı ne korkutur? tin. neden? çünkü tin onun tüm dişi varlığının yadsınmasına yol açar. erkeksi güzel bakışlar, çekici bir kişilik vs. iyi özelliklerdir ve bunlarla fetihler yapılabilir; ama asla kesin bir zafer kazanılamaz. neden? çünkü o zaman kızla, kızın kendi alanında savaş edilmiştir ve orada kız daima daha güçlüdür. bu yöntemlerle bir kızın yüzü kızartılabilir, mahcup duruma düşürülebilir; ama güzelliğini ilginç hale getiren o anlatılması olanaksız, büyüleyici endişe uyandırılamaz.

bir genç kızın yaşamı, çelişkilerden uzak kalamayacak kadar çok zengindir, bu da çelişkiyi gerekli kılar.

sosyal hayat gerçekten insanı kadınlarla temasa sokar; ama orada bir ilişkiyi başlatmanın estetik bir yanı yoktur. sosyal hayatta her genç kız silahlanmıştır, orada işin tadı kaçmıştır, her şey durmaksızın tekrarlanır; kız hiçbir şehvet heyecanı duymaz. kız sokakta açık denizde gibidir ve bu nedenle her şey daha dolu dolu görünür; sanki her şeyde bir giz varmış gibidir. caddede gördüğüm bir genç kızın bir gülümsemesine yüz dolar verirdim; ama bir partide elimi sıkması için on dolar bile vermem.

kadın doğası kendini direniş biçiminde gösteren bir teslimiyettir.

beceriksizlik görüntüsü çok ustaca kullanılmalıdır ve bununla çok yol alınabilir. küçük bakirenin birini kandırmak için bunu az mı kullandım? kızlar beceriksiz erkekler hakkında genellikle çok acımasızca konuşur; ama yine de gizlice onlardan hoşlanırlar. biraz utangaçlık daima genç kızın gururunu okşar, ona üstünlüğünü hissettirir; bir çeşit kaporadır.

kadın özdür, erkek yansımadır. bu yüzden, kadın öyle hemen, sessizce seçmez. erkek talep eder, kadın seçer. ama talep bir sorudur ve kadının seçimi bu soruya bir yanıttır. bir anlamda erkek kadından fazladır, diğer anlamda ise sonsuz azdır.

bir genç kızda ne gençleştirici güç olurmuş meğer! ne sabah havasının tazeliğinde, ne rüzgarın uğuldamasında, ne okyanusun serinliğinde, ne şarabın lezzetinde ve hoş kokusunda -dünyadaki başka hiçbir şeyde- bu güç yok.