9.4.14

tesadüf ve deha

tolstoy

"tesadüf" ve "deha" kelimeleri gerçekten var olan bir şey ifade etmezler; bunun için tarif edilemezler. bu kelimeler ancak olayları anlayışın belli bir derecesini ifade ederler. böyle bir olayın neden meydana geldiğini bilmiyorum; bilemeyeceğimi sanıyorum; bunun için öğrenmek istemiyorum, "tesadüf" diyorum. etkisi insanlığın özelliklerine uymayan bir kuvvet görüyorum; bunun neden ileri geldiğini anlamıyorum, "deha" diyorum.

çoban tarafından her akşam özel bir bölmeye sürülen ve diğerlerinin iki misli semiren bir koyun, sürüye bir dahi gibi görünse gerektir. her akşam genel ağıla değil de özel bir yulaf yemliğine özellikle bu koyunun düşmesi, özellikle onun böyle yağ bağlaması, semirmesi dahiliğin bir sıra olağanüstü tesadüfle hayret verici bir birleşmesi gibi görünecektir.

ama koyunlar, kendilerine ne olursa kendi koyunca amaçlarına erişmek için iyi olacağını düşünmekten vazgeçsinler; başlarından geçen olayların kendileri için anlaşılmaz bir amaç olabileceğini farz etsinler, besiye konan koyunun başından geçen şeylerdeki vahdeti, mantık akışı anında görürler. onun ne amaçla besiye konulduğunu bilmeseler bile başından geçenlerin umulmadık bir şekilde geçmediğini, ne "tesadüf" ne "deha" kavramına artık ihtiyaçları olmadığını herhalde öğreneceklerdir.

anlık amaçları öğrenmekten vazgeçmekle, nihai amacın bizim için ulaşılmaz bir şey olduğunu kabul etmekle, tarihi kişiliklerin hayatındaki mantık akışını ve amaca uygunluğu görürüz; insanlık vasıflarıyla uyumlu olmayan etkilerini böylece anlayabiliriz onların, "tesadüf" ve "deha" sözlerine ihtiyacımız kalmaz.

avrupa halklarının yaşadığı heyecanın nedenini bilmediğimizi, yalnızca önce fransa'da, sonra italya'da, afrika'da, prusya'da, avusturya'da, ispanya'da ve rusya'daki cinayetlerden ibaret olayları bildiğimizi, batı'dan doğu'ya ve doğu'dan batı'ya gerçekleşen hareketlerin bu olayların niteliğini oluşturduğunu kabul edelim; o zaman napolyon'un ve aleksandr'ın karakterlerinde bir fevkaladelik, bir "dahilik" görmemize gerek kalmayacağı gibi, bu kişileri bütün diğer insanlardan başka türlü düşünmemiz de imkansız olacaktır; bu insanları oldukları gibi yapan küçük olayları bir "tesadüf" diye açıklamaya da gerek kalmaz o zaman; bu küçük olayların zorunlu olduğu da ortaya çıkar.

nihai amacı öğrenmekten vazgeçince açıkça anlarız ki, tıpkı hiçbir bitkiye, verdiğinden daha uygun çiçekler ve tohumlar düşünülemeyeceği gibi, bütün geçmişleriyle, yapacakları göreve en küçük ayrıntılara varıncaya kadar bu derece uygun başka iki insan düşünülemez.