19.4.14

din

tom weller: birkaç bin yıl önce, yarı yabani bir kabilenin cahil üyeleri mitleri, vahşi öyküleri, yalanları ve saçmalıkları bir araya getirerek bir kitap yazdılar. yüzyıllar geçtikçe bu hikayeler süslendi, çarpıtıldı, sakatlandı ve sonra durmaksızın karıştırılmaya başlanan ufak parçalara ayrıldı. sonunda bu malzeme birkaç dile yanlış bir biçimde başarıyla tercüme edildi. yaratılış yanlılarına göre, ortaya çıkan metin, bu karmaşık ve teknik konuda başvurulabilecek en iyi rehberdir.

leslie stephen: dindarlar bilmekten ziyade hissederler. doğanın çıplak görüntüsünün onları derinden etkilemesi, saygı ve sevginin nazik parıltısı olarak gördükleri evrene bakarken hissettikleri huşu, onlara göre inançlarının gerçekliğinin mutlak kanıtıdır. ne mutlu böyle duygular hissedene! fakat böyle elle tutulamaz söylemlerden yola çıkarak kesin, gerçek söylemler oluşturmaya çabalarken, bu söylemlerin gerçekle ne kadar berbat bir uyumsuzluk yaratmaya eğilimli olduğunun farkında olmaları gerekir.

stephen jay gould: tuhaf bir balık türünün, sonradan karasal canlıların bacaklarına dönüşecek sıradışı bir kuyruk anatomisine sahip olması yüzünden buradayız; çünkü dünya buzul çağı esnasında tamamen donmamıştır; çünkü çeyrek milyon yıl önce afrika'da ortaya çıkan küçük ve zayıf bir tür, ne yapıp edip hayatta kalmayı başarmıştır. daha iyi bir yanıt bulmak için kıvransak da henüz bulamadık.

wayne adkins: isa'ya, kocaayak'a, cüce cinlere, büyücülüğe, islam'a, uzaylıların insanları kaçırdığına, diş perisi'ne, gökkuşağının ucundaki altınlara ve insanlık tarihi boyunca insanların ortaya attığı diğer savlara inanmak arasında nasıl tercih yapılabilir? inanmak, tıpkı bir zar atıp inancınızla doğru bir yatırım yaptığınızı ümit etmeye benziyor. buna rağmen, hala kanıtı olmayan bir sava inanmakta ısrarcıysanız o zaman tanrı benim; bana para gönderin.