14.3.14

gecenin sonuna yolculuk

louis-ferdinand celine

ah dostum! inanın bana, bu dünya aslında tamamen insanlarla taşak geçmek için yaratılmış koskocaman bir kandırmacadır.

en uzağa giden kişi tek başına yolculuk edendir.

herkesin kendi mahrem sefaletinden kaçmak için haklı nedenleri vardır ve hepimiz bunu başarmak için koşulların içinden çekip çıkardığımız şu ya da bu kurnazca yola başvururuz. ne mutlu kerhaneyle yetinebilenlere!

her iffetin kendi tiksinç edebiyatı vardır. 

yaşam bundan ibarettir, gecenin içinde son bulan bir ışık parçası. 

bencillik biraz olsun üzerimizdeki baskısını azalttığında, son yolculuk saati gelip çattığında, insan sadece, erkekleri ama tek bir erkeği değil, bu siz dahi olsanız, tüm erkekleri gerçekten azıcık da olsa seven kadınların anısını saklıyor yüreğinde. 

insan gençken ve bilmezken her şeyi gönül yarası sanıyor. 

elinin altında ne varsa onunla sarhoş olmaya çalışır insan.

kahramanlık türküleri, savaşa gitmeyenleri, dahası savaş sayesinde anormal derecede zenginleşmekte olanları hiçbir direnişle karşılaşmaksızın teslim alır. hep böyledir.

gerçek, bitmek bilmeyen bir can çekişmedir.

insanın, kendi sızlanmalarına kesin bir son verecek cesareti olmadığı sürece, kendini her gün biraz daha iyi tanımaya katlanması gerek.

güzellik; alkol ya da konfor gibidir, alışırsınız, sonra da artık aldırış dahi etmezsiniz.

gerçek insani soyluluğu veren, kim ne derse desin, bacaklardır, hiç sekmez.

kimi işler vardır, o kadar ters giderler ki düze çıkma umudu kalmadığı için borç almayı dahi düşünmezsiniz.

ev sahibi dediğin, bok üstü boktur. o kadar.

insan bir yerde takılıp kaldıkça nesneler ve insanlar iyice yozlaşıyorlar, çürüyorlar ve sırf sizin hatırınıza leş gibi kokmaya başlıyorlar.

ihanet demesi kolay. ama bunu yapabilmek için fırsatları da değerlendirmeyi bilmek gerek. ihanet etmek, bir hapishanede pencere açmaya benzer. herkes bunu yapmak ister ama gerçekten yapılabildiği nadirdir.

hayat devam ettiği sürece kavuşmak olanaksızdır. sizi oyalayan fazlasıyla renk ve çevrenizde hareket eden fazlasıyla insan vardır. ortalık sessiz olmadan kavuşamayız; yani iş işten geçtikten sonra, ölüler gibi.

aile dediğin her işe yarar, suratına bakılmaktan gayrı. her şey bir tarafa, babanın gücü, mutluluğu, ailesini asla suratına bakmadan öpmektir, bu onun şiiridir.

acımız, o büyük olanı, böyledir işte, bir oyalanmadır.

yaşam yalanla dolup taşan bir çılgınlıktan ibaret olduğuna göre, insan ne kadar uzaktaysa, yalanlarına ne kadar çok şey katabiliyorsa o kadar mutludur; bu da doğal ve olması gereken bir şeydir. hazmedilmesi zor olan gerçektir.

bir aileye, akrabaları olsun olmasın, bir insanın alt tarafı sürüncemede kalmış bir kokuşmuşluktan ibaret olduğunu asla anlatamazsınız. çünkü sürüncemede kalmış bir kokuşma için ödeme yapmayı reddederler.

kahramanlık öyküleri, belden aşağı öyküler gibidir; dünyanın tüm askerleri bundan her zaman hoşlanmışlardır. 

aşırı kanaat sahibi olmaktan beter hiçbir şey yoktur.

süreklilik arz eden kimi küçük ahlaki ve fiziksel kusurların varlığı kölelerin kötü kaderini haklı çıkarmaya yarar. böylece de dünyanın düzeni daha iyi işler; çünkü herkes hak ettiği yerde duruyordur.

asıl korkulması gereken, insanlardır; yalnızca onlar.

bazı kadın belsoğuklukları umulmadık bir mutluluğa dönüşürler. durmadan hamile kalmaktan korkan bir kadın, başarıya giden yolda asla çok ilerleyemeyecek olan bir tür iktidarsızdır. 

ilginç olan her şey karanlıkta geçer. hiç bilinmez insanların gerçek hikayesi.

insan sonunda nelerle tatmin olmaya razı oluyor, yaşamın bize teselli niyetine bahşettiği kırıntılarla.