7.3.14

din

sigmund freud

yanılsamaların tipik özelliği, insan arzularından kaynaklanmalarıdır.

dünyayı yaratan ve ilahi bir güç olan bir tanrının, evrende ahlaki bir düzenin, ölümden sonra bir başka hayatın olması çok hoş olurdu; ama bütün bunların, tam da olmasını arzuladığımız gibi olması son derece çarpıcı bir gerçektir. bizim zavallı, cahil, ezik atalarımız evrenin bütün bu zor bilmecelerini çözmeyi başarsaydı bu çok daha ilginç olurdu.

"peki inatçı septikler -kuşkucular- bile dinin iddialarının mantık yoluyla çürütülemeyeceğini kabul ediyorsa dine neden inanmayayım ki? en azından diğer açıdan bana çokça şey kazandırıyor: gelenek, insanlıkla uyum, sağladığı onca teselli."

gerçekten de neden olmasın? kimse kimseyi inanmaya zorlayamayacağı gibi inanmamaya da zorlayamaz. ama bu türden bir tartışmanın bizi doğru düşünme yoluna soktuğunu söyleyerek kendimizi kandırmayalım. ileri sürebileceğimiz tek zayıf mazeret burada yatmaktadır. cehalet cehalettir; bundan bir şey kazanılacağına inanmak için hiçbir nedenimiz yok. diğer konularda anlayışlı hiç kimse bu kadar sorumsuz davranmayacak ya da kanıları ve tavrı için böylesine cılız temellerle yetinmeyecektir. sadece en yüce ve en kutsal şeyler konusunda buna göz yumar. gerçekte bunlar, dinden uzun zaman önce kopmuş olmasına rağmen, kendini veya başkalarını dine hala sıkı sıkıya bağlı olduğuna inandırma çabasından öte bir şey değildir. din sorunları söz konusu olduğu sürece insanlar, her türden ikiyüzlülükten ve zihinsel -entelektüel- sahtekarlıktan suçludur.

eğer komşunuzu öldürmeyişinizin tek nedeni bunu yapmanız halinde sonraki yaşamınızda size ağır cezalar verecek olan tanrının bunu yasaklaması ise, bu durumda tanrı diye bir şey olmadığını ve onun tarafından cezalandırılmaktan korkmanız gerekmediğini öğrendiğiniz an, elbette komşunuzu tereddütsüz öldüreceksiniz; bunu yapmanıza sadece dünyevi bir güç engel olabilir. dolayısıyla ya bu tehlikeli kitlelerin acımasızca baskı altında ve entelektüel uyanıştan özenle uzak tutulması ya da uygarlıkla din arasındaki ilişkide köklü bir değişiklik yapılması gerekir.

öteki dünya beklentilerinden vazgeçip özgürleşenler, olanca enerjilerini bu dünyadaki yaşama aktarınca yaşamın herkes için daha dayanılır olduğu, uygarlığın artık hiç kimse için baskıcı olmadığı bir düzen yaratmayı başarabilirler. bu durumda inanmayan dostlarımızdan birisiyle -heinrich heine- birlikte pişmanlık duymadan şunu söyleyebileceklerdir:

"cenneti meleklere ve serçelere bıraktık."