29.3.14

çete savaşı

tolstoy

savaş kuralları denen şeylerin en göze batar, en elverişli istisnalarından biri, dağınık insanların sıkı bir kitle teşkil edenlere karşı hareketidir. bu tür hareketler ulusal savaşlarda daima görülür. bu hareketlerde insanlar kitleye karşı kitle olarak duracak yerde etrafa dağılır, ayrı ayrı hücum ederler, kendilerine büyük kuvvetlerle hücum edildiği zaman kaçarlar hemen, sonra fırsat bulunca gene saldırırlar. ispanya'da gerillalar böyle yapmıştı; kafkas dağlıları böyle yapmıştı; 1812'de ruslar böyle yapmıştı.

bu tür savaşa çete savaşı adı veriliyor, bunun böylece açıklandığı sanılıyordu. oysa bu tür savaş hiçbir kurala uymadığı gibi, yanılmaz kabul edilen malum taktik kurala da tamamıyla aykırıdır. bu kurala göre, hücum edenin savaşta düşmanından daha güçlü olması için gücünü bir yerde toplaması gerekir.

çete savaşı -tarihin gösterdiğine göre daima başarılı olur- bu kurala tamamıyla aykırıdır.

bu aykırılık savaş biliminin, ordunun gücünü askerlerinin sayısıyla özdeş kabul etmesinden ileri gelir. savaş bilimi, asker ne kadar çoksa güç o kadar çoktur, der. buna göre, büyük kuvvetler daima galebe çalar. savaş bilimi bunu söylemekle, kuvvetleri ancak kitlelerine göre inceleyen mekanik gibi, kuvvetlerin kendi aralarında eşit olup olmaması, kitlelerinin eşit olup olmamasına bağlıdır, demiş olur.

kuvvet -hareketin miktarı- kitlenin hızla çarpımıdır. savaşta ordunun gücü, kitlenin başka bir şeye, bilinmeyen x'e çarpımıdır.

savaş bilimi, bir ordu kitlesinin kuvvetle birbirine uymamasının, küçük müfrezelerin büyükleri yenmesinin tarihte sayısız örneklerini görerek bu bilinmeyen x'in varlığını belirsiz bir şekilde kabul eder ve onu kah geometrik bir planlamada, kah silahların üstünlüğünde ve en çok da komutanların dehasında bulmaya çalışır. ama bütün bu çarpanların vardığı sonuçlar, tarihi olaylara uygun olmaktan uzaktır. bununla birlikte, yüksek komutanların savaş sırasındaki emirlerine, kahramanların hatırı için önem veren yanlış görüşten vazgeçmek, bu bilinmeyen x'i bulmak için yeterlidir.

bu x, ordunun maneviyatı, yani dahilerin ya da dahi olmayanların kumandası altında, üç ya da iki cephede, sopalarla ya da dakikada otuz mermi atan tüfeklerle, nasıl olursa olsun dövüşmek, kendini orduyu oluşturan insanların karşısındaki tehlikelere atmak için az veya çok beslenen arzudur. dövüşmeye en çok arzusu olanlar her zaman dövüş için en elverişli mevkilerde yer alırlar.

ordunun maneviyatı, kitle ile çarpılınca kuvveti ortaya çıkaran şeydir. ordu maneviyatının önemini, bu bilinmeyen çarpanı belirlemek ve ifade etmek bir bilim meselesidir.

bu mesele ancak kuvveti doğuran şartları, yani komutanın emirlerini, teçhizat vesaireyi çarpan diye alarak keyfi surette bilinmeyen x'in yerine koymaktan vazgeçtiğimiz ve bu bilinmeyeni tam olarak, yani dövüşmeye, kendini tehlikeye atmaya karşı duyulan çok veya az bir arzu diye kabul ettiğimiz takdirde mümkündür. ancak o zaman, tarihi olayları denklemlerle göstererek bu bilinmeyenin orantısal değerinin kıyasından bizzat bilinmeyenin belirlenmesi beklenebilir.

on kişi, on tabur veya on tümen; on beş kişi, on beş tabur veya on beş tümenle savaşarak onu yeniyor, yani istisnasız hepsini öldürüyor veya esir ediyor, kendileri de dört kayıp veriyor; şu halde bir tarafın dört, öbür tarafın on beş kaybı vardır. demek ki dört, on beşe eşittir ve 4x = 15y. öyleyse x:y=15. bu denklem, bilinmeyenin değerini vermiyor ama iki bilinmeyen arasındaki oranı veriyor. ayrı ayrı alınan tarihi birimlerin -savaşların, seferlerin, savaş aşamalarının- kurulacak bu denklemlerinden türlü kanunlar, teoremler elde edilebilir.

taarruzda toplu halde, çekilmede dağınık olarak hareket etmek gerektiği yolundaki taktik kural, ordunun gücünün maneviyatına bağlı olduğu gerçeğini doğrular, insanları ateş altına sürmek ancak toplu hareketle sağlanabilir. bir disipline, taarruza karşı korunmak için gerekenden daha sıkı bir disipline ihtiyaç vardır. ama ordunun maneviyatını gözden uzak tutan bu kural hep yanlış çıkar ve özellikle güçlü bir maneviyatın ya da tersinin olduğu yerde, bütün halk savaşlarında gerçeklikle şaşırtıcı bir tezat teşkil eder.

fransızlar 1812 yılında geri çekilirken, taktik kurala göre ayrı ayrı korunmaları gerektiği halde bir yerde toplanıyorlardı; çünkü askerlerin maneviyatı o kadar bozulmuştu ki, ancak kitle onları bir arada tutabiliyordu. rusların, tersine, taktik kurala göre kitle halinde hücum etmeleri gerekiyordu ama dağıldılar; çünkü maneviyat öyle yüksekti ki, insanlar emir almadan fransızları vuruyor, tehlikeye atılmak için emre gereksinim duymuyorlardı.