18.2.14

emile

jean-jacques rousseau

kentler insan soyunun uçurumudur. insanlar karınca gibi üst üste yığılmak için değil, işlemek zorunda oldukları toprağa dağılmak için yaratılmışlardır; ne kadar çok bir araya gelirlerse o ölçüde kokuşurlar. 

"dinler, ne denirse densin, insanların eliyle ve aracılığıyla doğarlar. ulus, ülke, yer doğurur dini. yaşam ve ahlak dinle çok az uyuşmaktadır."

akıllı insanın yasalara gereksinimi yoktur.

tehlikelerden korkmamıza yol açan şey, tehlikeleri bilmektir. kendisini yara almaz, zarar görmez sanan kişi hiçbir şeyden korkmaz.

"tutku alışkanlıklardan doğmaz." (latin deyişi)

insan doğal durumuna ne kadar yakın kalmışsa yetileriyle arzuları arasındaki fark o ölçüde küçüktür. mutsuzluk şeylerden yoksun olmakta değil, kendini hissettiren gereksinimdedir.

akıl ve yargı yavaş yavaş gelir, ön yargılarsa sürüyle ve koşar adım gelir.

insan kurumlarında her şey çılgınlık ve çelişki yüklüdür. yaşamımız değerini yitirdikçe onun için daha çok kaygılanıyoruz.

genellikle elde etmek için acele edilmeyen bir şey çok kesin biçimde ve çabuk elde edilir.

insanlar ne kadar çok bilirlerse o kadar yanıldıkları için yanlışı engellemenin tek çaresi cahilliktir. yargı yürütmedikçe hiçbir zaman yanılmazsınız.

özgür yaşamak ve insanlarla ilgili şeylere pek az bağlanmak, ölmeyi öğrenmenin en iyi yolu budur.

insanı toplumsal yapan şey zayıflığıdır. yüreklerimizi insanlığa iten, ortak sefilliklerimizdir. her türlü bağlılık bir yetersizlik göstergesidir. gerçekten mutlu bir varlık, yalnız bir varlıktır.

hayal gücü canlanıp da onu kendisinin dışına taşımadıkça hiç kimse duyarlı olamaz.

yürek yalnızca kendi yasalarına uyar; onu bağımlı kılmak istemekle özgür, özgür kılmakla da bağımlı kılmış olursunuz.

ruhun huzuru, bu huzuru bozabilecek her şeyi hor görmeye bağlıdır; yaşama en çok önem veren insan, onun tadını çıkarmayı en az bilen insandır ve en çok açgözlülükle mutluluğa can atan insan da en sefil insandır.

evlilikte mutluluk sürdürülebilseydi cennet yeryüzünde olurdu.

büyük gereksinimler büyük mülklerden doğar ve sahip olmadığınız şeylere sahip olmanın en iyi yolu, sahip olduklarınızı elden çıkarmaktır.

insanın talihinden çok kendisinden hoşnut olması kadar düşünme alışkanlığını yitirmemesini sağlayabilecek bir şey olamaz.

cehennemi başka bir dünyada aramaya ne gerek var? cehennem zaten bu dünyada kötülerin yüreğindedir.

duyuların verdiği hazlardan başka iyi bir şey yoktur.

her şeye gerçek değerini verecek kadar çok şey bilen kişi hiçbir zaman çok konuşmaz; az şey bilen insanlar çok konuşurlar, çok şey bilenlerse az.

düşünce erkekler açısından erdemin mezarı ise, kadınlar açısından erdemin tahtıdır.

biz mutluluğumuzu ancak servetimizi yitirdikten sonra kazandık.

gidip de huzuru bir çölde aramaya gereksinim duyulmayan ülke ne mutludur!