7.2.14

bozkırkurdu

hermann hesse

daha ilk konuşmada kendisi için bozkırkurdu ismini kullanmış, bu da beni yadırgatıp rahatsız etmişti. bu ne biçim isimdi böyle? ama sonradan yalnızca alıştığım için bu ismi kabullenmekle kalmadım, kendim de düşüncelerimde hep bozkırkurdu dedim onun için, bugün bile kendisini niteleyecek daha yerinde bir sözcük bilmiyorum. yolunu şaşırıp bizim aramıza düşmüş, kentlerde ve sürü yaşamında soluğu almış bir bozkırkurdu -başka hiçbir benzeti bundan daha çarpıcı niteleyemezdi onu, onun yalnızlığını, vahşiliğini, tedirginliğini, ondaki yurtsama duygusunu ve onun yurtsuzluğunu.

bay haller'ın ruhsal hastalığı -bugün biliyorum artık- tek bir kişide rastlanan bir garabet değil, doğrudan çağın hastalığıdır, bay haller'ın içinde yer aldığı kuşağın bir saplantısıdır; öyle bir saplantı ki, görüldüğü kadarıyla güçsüz ve yetersiz değil, daha çok güçlü, alabildiğine aydın ve yetenekli kişilerde rastlanıyor.

bozkırkurdu, kendisine benzeyen binlerce kişi gibi o da ölüme giden yolun her an önünde açık beklediği düşüncesinden yola koyularak gençlere özgü, hüzün dolu bir hayal oyunu yaratmakla kalmamış, aynı düşünce temeli üzerinde kendisini avutacak, kendisine destek olacak bir yapı kurup çatmıştır.

bozkırkurdu özellikle söz konusu eğilimden yaşam için yararlı bir felsefeyi zamanla kotarmasını bilmişti. darda kaldı mı başvuracağı bir çıkış yolunun önünde sürekli açık durduğu düşüncesiyle içli dışlı oluşu kendisine güç vermiş, bir merak duygusu kendisini acıları ve sıkıntıları yaşamaya yöneltmişti. pek kötü durumlara düştüğü zamanlar bazen vahşi bir kıvanç, bir çeşit oh olsun duygusuyla şöyle düşünmüştü: "bir insandaki dayanma gücünün sınırını merak ediyorum doğrusu! baktım ki katlanılabilirliğin sınırına ulaştım, kapıyı açıverir, esenliğe kavuşurum." intihar eden pek çok kişi vardır ki, bu düşünce olağanüstü güç sağlar kendisine.

bozkırkurdu kendi düşüncesine göre burjuva dünyasının tümüyle dışında bulunmaktaydı; çünkü ne bir aile yaşamı vardı ne de toplumsal bir hırsın sahibiydi. kendine düpedüz yalnız ve acayip biri, bazen hasta bir münzevi, bazen de dahice yeteneklerle donatılmış, sıradan yaşamın üstüne çıkmış, normalin üstünde bir kişi gözüyle bakıyordu. burjuva sınıfına mensup insanları bile bile aşağılıyor, bunlardan biri olmadığı için de gurur duyuyordu.

maria'yla hermine bana bu bahçeyi tüm masumiyetiyle göstermişti, bir şükran duygusuyla konuğu olmuştum bu bahçenin. ne var ki, çok geçmeden bahçeden çıkıp yeniden yola koyulmam gerekmişti, benim için fazlasıyla sevimli ve sıcaktı bu bahçe. yeniden yaşamın tacına talip olmak, yeniden yaşamanın sonsuz suçunun bedelini ödemek alnıma yazılmıştı benim. kolay bir yaşam, kolay bir sevgi, kolay bir ölüm, bunlar asla bana göre değildi.