14.1.14

durulmayan bir kafa

kay redfield jamison

yoğun ve sürekli aşk yalnızca biraz fırtınalı tutkuların yer aldığı iklimlerde gerçekleşebilir.

hayatta önemli olan insanın eline düşen kartlar değil, onları nasıl oynadığıdır.

insan uzunca bir süre kendini normal hissetti mi birtakım umutlara kapılıyor ama bu umutlar kaçınılmaz olarak boşa çıkıyor.

elinizde olmayan parayı bol keseden harcamak ya da resmi teşhis dilinde biraz hoş bir deyişle belirlendiği gibi "dizginlenemeyen alışveriş krizlerine girmek", klasik manik davranışların belli başlılarından biridir.

çeşitli duygu durumları insan yaşamının öylesine olağan bir parçasıdır, kişinin kendi kendini tarifinde öylesine temel bir rol oynar ki, psikoza varan aşırı duygu durumu ve davranış değişimleri de çoğunlukla yaşamın zorluğu karşısında gösterilen geçici ve anlaşılabilir tepkiler olarak görülebilir.

manik-depresif hem öldüren hem de hayat veren bir hastalık. ateş, doğası gereği hem yaratır hem yok eder. dylan thomas şöyle yazmış:

"yeşil ışıktan çiçeği üreten güç
benim yeşil çağımı sürdürüyor
ağacın köklerini uçurandır
beni de yok eden."

garip, itici bir güçtür mani, harap eder, kanı ateşe verir.

aşk ne kadar büyük olursa olsun deliliği düzeltemez, insanın kara duygu durumunu aydınlatamaz.

bir insan ve hasta olarak, "çift kutuplu" deyimini nedense son derece itici buluyorum: sözde adını koyduğu hastalığı küçümsüyor, anlaşılmasını zorlaştırıyor gibi geliyor. bence "manik-depresif" tanımlaması hastalığın hem özelliklerini hem de ciddiyetini daha bir yakalıyor, olayın gerçekliğinin üstünü örtmeye yeltenmiyor.

byron'ın da dediği gibi insanlar çeşit çeşittir. her birimiz kendi mizacımızın sınırlamaları içinde hareket eder, kendi kendimizi ancak kısmen gerçekleştirebiliriz.